SOSYAL AĞ


The Social Network (Sosyal Ağ) – DAVİD FİNCHER

Üç dalda Oscar ödülü almış 2010 yapımı biyografi filmidir. Sosyal ağ, Facebook’un ortaya çıkış serüvenini anlatıyor. Bilindiği üzere bu site, 4 Şubat 2004’ten bu yana en çok ziyaret edilen ve kullanıcılar tarafından en çok tercih edilen sosyal medya mecrası.

Sadece Facebook değil, genel olarak tüm sosyal medya mecralarını ele aldığımızda, bunların milyonlarca insan tarafından kullanıldığını ve kullanıcı sayısının her geçen gün arttığını görmekteyiz. Ortaya çıktıklarından bu yana yararları ile zararları hep münazara konusu olagelmiştir. Bunların faydalarını yahut zararlarını madde madde sayıp konuyu uzatacak değiliz. Fakat çok elzem ve hassas bir konu olması hasebiyle üzerinde durmamız gereken bir konu var. O da bu mecraların insanda oluşturduğu zelil durum: RİYA…

Özellikle şuursuz kimseler tarafından hunharca kullanılan bu mecralar, maalesef ki bir riya bataklığına dönüşmüştür. Atılan her adım, yapılan her iyilik, söylenen her söz, çekilen her fotoğraf, yenilen her yemek… Öyle bir hal söz konusu ki, “insanlar sosyal medya için yaşıyor” demek çok da yersiz bir söz olmayacaktır. Muhtemelen etrafınızda her anını paylaşma ihtiyacı hisseden birileri vardır. Eğer o kişilerle yakın bir arkadaşlık ilişkiniz varsa, özellikle beraber bir yere gittiğinizde davranışlarına dikkat edin. Kaygılıdır, fakat kendisi de bu kaygının farkında değildir.  Yaşadığınız anların güzel olduğunun farkındadır. Bu yüzden her şeyi, ama her şeyi çekmek ve ilgili yerlerde paylaşarak göstermek ister. Ânı yaşamak yerine ânı paylaşmak için çırpınır. Mesele ne olursa olsun hiçbir şekilde paylaşım yapmamak değildir elbette. Mesele bu işi hastalık boyutuna taşımak ve paylaşım yapılmadığı zaman huzursuzluk hali yaşamaktır. Oysa her şey, kararında güzeldir.

Değinmek istediğim bir diğer husus, sosyal medyanın çok güçlü bir şekilde algı kontrol aracı haline gelmiş olmasıdır. Çok basit birtakım görsel veya sözel haberlerle milyonlar etkilenmekte ve yeri geldiğinde kitleler sokağa dökülebilmektedir. Bununla birlikte sosyal medyanın bir bilgi çöplüğüne dönüştüğünü de söylemeden geçmek istemiyorum. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilmeden, olduğu gibi bilgi paylaşımında bulunan insanların sayısı az değil. Özellikle bu tip şeylerin yayılmasının bir “tık” kadar kolay olduğunu da hesaba kattığımızda gerisini siz düşünün.

Son olarak şunu da belirtmek isterim ki, sosyal medya bizi tek tipleştiriyor. Kılık kıyafetlerden tutun da kullandığımız cümlelere kadar… Gittikçe birbirimize benziyoruz. Özgünlük, farklılık, ayrılık ayıplanan bir şeymiş gibi bir intiba söz konusu.

Akıllı ve olgun düşünebilen insanlara düşen bir şey varsa, o da hiçbir şey yapmamaktır. Özellikle de seviyenin zaman zaman yer altına düştüğü durumlarda kişi, ne ilmini ne fikrini ne de zihnini heba etmemelidir. Hem unutulmamalıdır ki, herkesin konuşup uğultudan kimsenin kimseyi duymadığı bir mekânda susup gizemli kalmak, bu hayattaki en şık hareketlerden sadece bir tanesidir. Hazır Mark Twain’in sözü aklıma gelmişken, onu da aktarıp değerlendirmeyi burada noktalayalım.

“Doğru söz etkili olabilir. Fakat hiçbir söz, yerinde bir susuş kadar etkili olamaz.”

Mazharî

Yorumlar