The Passion Of The Christ (Tutku) – MEL GİBSON
Hz. İsa’nın Allah tarafından aldığı mesajı insanlara
iletmesi, insanlara karşı üstlendiği zorlu vazife ve bu uğurda çektiği
işkenceler anlatılmaktadır.
Film, havarilerden birinin ihanet edip para
karşılığında Hz. İsa’nın yerini söylemesi ve Roma askerlerinin Hz. İsa’yı
yakalamasıyla başlıyor. Hz. İsa’nın yaşamış olduğu hayatı ve canı pahasına
vermiş olduğu mücadeleyi göz önünde bulundurduğumuzda filmin bu açıdan biraz
kısıtlı olduğunu görmekteyiz. Fakat filmin asıl derdi bir “hayatı” önümüze
sunmak değil de bu hayattan “bir kesiti” sunmak olduğu için belli bir çerçevede
değerlendirmek daha doğru olacaktır.
Hz. İsa’nın öğretileri gerek dini gerekse de ahlaki
açıdan insanlığı bir üst seviyeye taşıyacak niteliklere sahipti. Fakat okumak
için tarihin hangi satırlarına göz atarsanız atın, kendi çıkarları için
insanların onurunu, yaşantılarını, değerlerini hiçe sayıp onların sırtına
basarak yükselmeyi marifet sanan insanları görecekseniz. Böylesine mağrur ve
gözü ışığa kör insanların hükümran olduğu topraklarda, eline hakikat güneşinin
ışığını alan insan elbette onların nezdinde rahatsızlık uyandıran ve toplumdan
tecrit edilmesi gereken kişi olarak görülür. Nitekim “gücü” elinde tutan
insanlar, bunu yapmaktan da geri durmamışlardır.
Uzun yıllar boyu karanlıkta yaşamış olan toplumun
aydınlığı, karanlıktan ibaret olmuştur.
Dolayısıyla gerçek aydınlıkla karşı karşıya
kaldıklarında gözlerinin kamaşmasından dolayı oluşan acıdan rahatsız olup sağa
sola kaçışmış, daha sonra da güç kullanarak bu aydınlığa meydan okumuşlardır.
Mel Gibson’un yönettiği Tutku adlı bu film, en kesif karanlığın
bir tutam aydınlığa nasıl meydan okuduğunu ilk sahnelerden itibaren
göstermektedir. Zira filmin başından sonuna kadar yoğun bir şekilde işkence
sahnelerini görmekteyiz. Kendini orada görebilen insan, film boyunca hem acı
çekiyor hem ona acı çektirenlere istemsiz bir şekilde acımaktan geri duramıyor.
Hızını alamayan gözü dönmüşler onu çarmıha bağlayıp
yüksek bir tepeye çıkıncaya kadar eziyet ederek peşlerinden sürüklerler. Daha
sonra ellerini çarmıha çivileyip onu asarlar.
Bir toplum, kendisine acı veren hakikatten istediği
kadar yüz çevirse de
Hakikati yalanlayıp türlü türlü iftira ve alaylarla
hakikate zarar vermeye çalışsa da unutulmayacak bir gerçek vardır: “Güneş,
balçıkla sıvanmaz.”
Nitekim Nisa 157 bize şöyle der:
“Halbuki onu ne öldürdüler ne de çarmıha gerdiler. Başkası ona benzer kılındığı için şüphe içine düşürüldüler.”
Mazharî
Mazharî

Yorumlar
Yorum Gönder