The İmam – İSMAİL GÜNEŞ
“Eğer Platon günümüzde yaşasaydı, mağara metaforunu bir sinema
salonu metaforuyla değiştirirdi.” diyor Bülent Diken. Filmler sadece bir film değil, onlar aynı zamanda
toplumsal gerçekliği yansıtan kurgusal fenomenlerdir.
Filmin başkahramanı
Emrullah, imam hatip mezunu bir bilgisayar mühendisidir. Fakat yıllarca bu
kimliğini gizleyerek yaşamıştır. Çünkü içinde bulunduğu ortamın baskısı ya da
imam hatipli birine olan bakışları bu durumu zorunlu kılmıştır Emrullah için.
Kişinin eğitimi, konuşması, giyimi ve konuşması ait olduğu kültürel-toplumsal
ögelerden izler taşır. Buna isimler de dahildir. Bundan dolayı filmde Emrullah,
adını değiştirerek Emre yapmıştır. Giydiği deri ceket, kullandığı motor,
uzattığı saçlar ve kullandığı gözlük ile ilgili bir yoruma herhalde hacet
yoktur…
Asıl yolculuk ya da
hesaplaşma süreci, kanser olduğu için tedavi gören ve kendisine vekalet etmesi
için birini bulmak üzere Emrullah’ın yanına gelen “Mehmet Hoca” ile başlar. Çok
sevdiği arkadaşının üzülmesine dayanamayan Emrullah, motoruna atladığı gibi
köye gitmek ister. İş
ortağına da “Kendim
için gitmek istiyorum.” der
ve ardından ekler:
“Belki de imam hatipli olduğumu gizlediğim için kendime inat
gidiyorum.” İlk hesaplaşma
başlar…
Rüyada annesini gördüğü
sahnede geçen diyaloglara bakıldığında annesinin ona sitem ettiğini
görmekteyiz. “Bilgisayar
mühendisi oldun da ne oldun. Kökünden utanıyorsun. Babanın koyduğu adı bile
değiştirdin.” der
annesi.
Yolda giderken zihninde
sürekli olarak küçükken kendisi ile dalga geçilir tarzda söylenilen
“Ölü yıkayıcı” sesleri
yankılanır. Bu ses yankılandıkça gaza basar ve daha da hızlanır. En sonunda
trafik polisleri onu durdurur ve birtakım sorular sorarlar. Fakat o, “Ölü yıkayıcı” alayını zihninde
bastırmak istercesine polislere birkaç kez “Bilgisayar mühendisiyim ben!” der.
Şehir toplumu
farklılıklara açıktır ve bu farklılıkları bünyesinde barındırır. Köy toplumu
ise daha gelenekseldir. Şehre göre farklılıklara kapalıdır. Bundan dolayıdır ki
Emrullah, köye ilk gittiği zaman tuhaf karşılanmıştır. Buraya kadarki aşama,
toplumda bulunan yanlış imam hatipli algısının birey üzerinde oluşturduğu baskı
ve bu baskı neticesinde kişinin kendini gizlemek zorunda kalması işlenmiş ve bu
algı eleştirilmiştir. Şimdi ise “imamlık” açısından olaylara
bakalım:
Köyde bulunan Hacı
Feyzullah, kaba-saba, kapalı, her şeyi bildiğini zanneden ve “ötekileştirici” üslubuyla
karşımızdadır. Mehmet hocanın en büyük endişesi de böyle bir insanın kendisinin
yokluğunda camiyle ilgilenmesidir. Çünkü o ilgilenirse, cemaat gelmemeye
başlayacaktır. Bunun yanında Hacı Feyzullah kendi çocuğuna sürekli olarak baskı
uygulamakta, onu oyun oynamaktan menetmekte ve hafız olması için ders
öğretirken yanlış yaptıkça onu dövmektedir.
Oysa Emrullah, böyle
değildir. O, çocuklara sevgiyle yaklaşan, köyün her bir kesimiyle yakından
ilgilenen, mutaassıp olmayan ve özellikle de teknolojiyle hemhâl olan bir karakterdedir.
Zaten filmin başındaki “The” ifadesinden anlıyoruz ki bu imam, geleneksel imam
anlayışından farklı olarak bizlere sunulacaktır.
Emrullah, köye motoruyla gelmişti. Müezzin Hasan ile
birlikte bir konuşması sırasında motorun onun için bir “karanlıktan
kaçış” olduğunu ifade etmişti. Emrullah’ın Mehmet hocanın vefatıyla
birlikte köyden ayrılırken motoru almayıp köyde bırakması, bu yüzleşme
sonrasında artık kaçması için bir sebep olmadığını, ya da artık kaçmaya ihtiyaç
duymadığını göstermektedir.
Mazharî

Yorumlar
Yorum Gönder