Kitap: Olağanüstü Bir Gece
Yazar: Stefan Zweig
Sayfa: 70
Yayın: Türkiye İş Bankası Yayınları
Genel Değerlendirme
Annesi ve babasından kendisine büyük bir servetin
miras olarak kaldığı adam.
Hayatında yaşadığı o önemli geceyi kendisi aktarır.
Çünkü yaşadıklarını somutlaştırarak bir daha aynı heyecanı yaşamak ister.
Her türlü zevki yaşar. Zengindir. Ailesinden kalan
miras istediği her şeye yetecek düzeydedir. Fakat bazı şeyler onu tatmin etmez.
Farklı arayışlarda bulur kendini. Antika şeyleri toplar. Resim tabloları vs.
Bir zaman sonra arzu ettiği şeylerden ziyade arzu etme arzusunu özler. Hayatında
heyecan eksikliği hisseder ve yaşamı iyice cansızlaşır. Antika olarak toplamaya
çalıştığı kadehlerin en nadidelerini bulduğu zaman bile artık içinde bir sevinç
duymaz.
Yazı Viyana’da bir yerde geçirdiği bir gün kendisine
bir mektup gelir. 3 yıl önce yakın bir ilişki kurduğu kadından. Kadın,
mektubunda başkasıyla evlenmek üzere olduğunu, kendisiyle geçirdiği günlerin
güzel bir anı olarak kalacağını söyler. En sona da bir delilik yapmamasını
istediğini ekler.
İşin tuhaf tarafı bu adam hiçbir şey hissetmez.
Yazılanlar ona acı vermez.
Mektubu yazan kadına gücenmez...
Arkadaşı ölür, yine bir şeyler hissetmez.
Bir gün yarış atlarının olduğu bir mekâna gider.
Yarışı hayranlık ve büyük bir heyecanla izleyen kitleye bakar. Onlarda oluşan
duygunun 100’de 1’i kadarı onda oluşmaz.
Ansızın bir kadın kahkahası duyar. Gülüşünden yola çıkarak kadını hayal eder.
Gülüşüne vurulmuştur. Fakat kadını gördüğünde hayal ettiği gibi olmadığını
görür. Yine de cazibesine kapılır.
Sonra bakışırlar. Kadın küçümser gibi bakar. Sonra
kocasının koluna girer. Kocası şişman ve yarış esnasında kendinden geçen
biridir. Anlatıcı öfkelenir. Kadının kocasıyla çarpışırlar. Adam elindeki
fişleri düşürür. Hepsini yerden toplamaya başlar. Fakat anlatıcı, bir tanesinin
üzerine ayağını koyar ve adamın yerde aramaya devam etmesinden haz alır. Daha
sonra şişman adam gider. O gittikten sonra anlatıcı fişi yerden alır. O sırada
yarış bitmiştir ve kazanan at belli olmuştur. Anlatıcının ayağının altındaki
fiş kazanmıştır. Ne kadar kazandığına bakmak için fişi bozdurmaya gider. Önüne
bir sürü para konulduğu zaman kendini tuhaf hisseder. Bunu kendisine
yakıştıramaz.
Parayı verecek olsa fişi bozdurmuş olmanın açıklaması
olamazdı. Ne yapacağını
bilemez ve düşünmeye başlar.
Aklına bir fikir gelir, bu parayı geldiği yere, at yarışına koyar. En güçsüz ve
zayıf olan ata oynayıp kaybetmek ister. Fakat işler istediği gibi gitmez.
Oynadığı at, yarışı kazanır. Yarış süresinde de kendinden geçer anlatıcı. Üzeri
tozlarla kaplı cansız duyguları dirilmiştir adeta. O da şaşırır bu duruma.
Kendine inanamaz. Kazandığı parayı almaya gider. Fakat paraya dokunur dokunmaz
kötü hisseder. Garip garip duygularla bir lunaparktaki atlıkarınca önünde
saatlerce durur. Etrafa bakar. İnsanları süzer.
Düşünür, bazı yargılara varır. Gece boyunca yaşadığı
yoğun tefekkür onu bir fikre iter. Kendini bulmaya çalışır. En sonunda bularak
şu cümleyle bitirir: “Bir kez
kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık. Bir
kez kendi içindeki insanı anlamış olan da bütün insanları anlar. ”
Zweig’ın en çok sevdiğim yönü, kurguyu başarılı bir
şekilde oluşturup olaydan ziyade duyguyu, düşünceyi, psikolojiyi ön planda
tutmasıdır. Hikâyedeki karakter zengin ama mutsuzdur. Fakat bir gecede
yaşadıkları, hayatında kalıcı değişikliklere yol açmıştır. O gecede
tanıştığı her insan, ondaki mutsuzluğu alıp mutluluğa dönüştürmüştür. İşin
enteresan kısmı buradaki insanlar onun statüsel anlamda dengi olmayan
insanlardı.
Bazen bir çocuk, bazen evinin önünü süpüren yaşlı bir
amca, bazen de çay ocağında çay demleyen bir işçi, söyledikleriyle,
düşündükleriyle bize bir şeyler katar, bizden de gereksiz yere ağırlık yapan
şeyleri alabilirler. Maharet her kesimden, her yaştan, her gruptan insanlarla
diyaloga girmek, onları anlamaya çalışmaktır. Bu etkileşimler sonucunda insan
açılır, kendini kapattığı fildişi kulesinden yahut altınla kaplı zindanından
kurtulur. Özellikle günümüz iletişim imkânının zirve yaptığı şu günlerde, bu
denli oluşan iletişimsizlik ve beraberinde getirdiği toplumsal duyarsızlık bir
nebze olsun sadece küçük bir bakış açısıyla değişebilir. Değişmese bile zararı
en aza indirgenebilir.
Mazharî

Yorumlar
Yorum Gönder