Kitap: Satranç
Yazar: Stefan Zweig
Genel Değerlendirme
Kitap, New
York’tan Buenos Aires’e yolculuk eden bir seyahat gemisinde yaşanan bir
macerayı ve bu maceradaki başrollerin hayat hikayelerini bazı olaylar ve
psikolojik tahliller eşliğinde vermektedir.
Kitabımızın
başkahramanı Mirko Czentovic. Yani kelimenin tam anlamıyla bir satranç
şampiyonu.
Kahramanımız
yoksul bir denizcinin oğludur. Babasının ölümünden sonra taşrada yaşadığı yerin
sahibi olan rahip onu yanına alır ve yetiştirmek için çaba harcar. Fakat bu
çabalar boşa gider. Çünkü beyni ağır çalışmakta ve en basit şeyleri anlama
gücünden ise tamamen yoksundur.
Kendisinden
ne istenirse yapan, özel olarak bir şey istenmediği müddetçe de hiçbir şey
yapmayan, soru sormayan, kimseyle oynamayan, çevresinde olup bitenlerle hiç
ilgilenmeyip odasında oturan ve boş boş bakınan bir çocuk portresi çiziyor
yazar gözlerimizin önüne.
Bir gün
rahiple jandarma başçavuşu satranç oynarken bir adam çıkagelir. Annesinin ölmek
üzere olduğunu ve ölmeden önce onun takdis edilmesi gerektiğini rahibe söyler.
Rahip hızlı bir şekilde hazırlanır ve yola koyulur.
Mirko, yarım
kalan oyun tahtası üzerine bakışlarını kilitler. Onun bu bakışlarını fark eden
başçavuş alayvari bir şekilde oyunu tamamlamak isteyip istemediğini sorar.
Mirko başını sallayarak kabul eder. Tahtanın karşısına oturur ve tam 14 hamle
sonra ilginç bir şekilde başçavuşu yenilgiye uğratır.
Rahip
geldiğinde bu duruma çok şaşırır. Saf bir çocuk karşısında başçavuşun
yenilgisini oldukça garipser. Kendisiyle bir daha oynarlar ve sürekli olarak
onları yener.
Rahip,
çocuktaki bu yeteneği fark edince onu, şehrin en iyi satranç oynayanların
bulunduğu bir kafeye götürür. Mirko, uzun bir bekleyişin ardından orada yaptığı
ilk maçta yenilir. Zira rahipten görmediği için Sicilya açılışını
bilmemektedir. Yenilmesine neden olan şey de bu konudaki bilgisizliğidir.
İkinci oyunda ise kafenin en iyi oynayanıyla berabere kalır. Diğer oyunlarda
ise herkesi ardı ardına yenmeye başlar…
Gittikçe adı
duyulur Mirko’nun. Müsabakadan müsabaka koşar…
Ve bir gün
söz konusu gemiye biner bu genç şampiyon…
Gemide
bulunan orta vasıflı bir oyuncu ondan haberdar olunca ona yaklaşmak ister.
Bu oyuncu
biraz düşündükten sonra ona yaklaşmak ve onu iyice tanımak için bir taktik
bulur. Salonun ortasına eşini götürür ve orada eşiyle satranç oynamaya başlar.
Haliyle de dikkatleri üzerine çekmeyi başarır. McConnor adında bir kişi ortaya
atılır ve onunla oynamak ister. Teklif kabul edilir ve maç yapmaya başlarlar.
Oyunun sonunda McConnor adındaki bu kişi yenilir ve yenilgilerini de
bahanelerinin arkasına saklanarak örtmeye çalışır. En sonunda da dayanamaz
rövanş teklif eder.
Rövanş
yaptıklarında Mirko’nun dikkatini çekmeyi başarırlar. Fakat Mirko, onları süzüp
oralı olmadan devam eder. Bu orta vasıflı oyuncu McConnor’a şampiyondan yani
Mirko’dan söz eder. O da böyle bir şampiyonun aralarında
olmasından dolayı heyecanlanıp onunla maç yapmak istediğini ifade eder. Hemen
yanına gidip onunla konuşur. Fakat ücret almadan maç yapamayacağını söyler
Mirko ona. Para faslından sonra maç günü belirlenir.
Belirlenen
gün geldiğinde maç başlar. Mirko, çok fazla zorlanmadan McConnor çok fena
yener. Orada bulunanlar yani izleyenler bu duruma üzülür. Onları en çok üzen
ise Mirko’nun kibirli tavrıdır. Çünkü bizim şampiyon oradakilerin yüzüne ne
oyun sırasında ne de oyundan sonra bakmamıştır.
McConnor
rövanş ister. Bu rövanşta ise oyun simultane oynanır. Bundan dolayı yalnız
değildir. Oyun bir müddet sakin ilerler fakat daha sonra çıkmaza sürüklenirler.
Oyunu tam kaybetmek üzere oldukları bir anda onları izleyen biri oyuna müdahale
edip keskin taktikler vererek dikkatleri üzerine çeker. Adamın söylediklerini
bir bir yaparlar. Her hamle sonrasında Mirko, biraz daha düşünmek zorunda kalır
ve daha önceden yapmadığı bir şeyi yapar: Başını kaldırır ve onlara doğru bakar…
Karşılıklı
hamlelerden sonra oyun iyice gerilir ve en son pata ile biter.
Üçüncü oyunu
ise Mirko teklif eder. McConnor heyecanla kabul eder. Fakat bu maçın kendisi
ile onlara yardım eden yabancı arasında yapılmasını ister. Yabancı 25 yıldır
oynamadığını ileri sürerek teklifi kabul etmez ve orayı terk eder.
Orta vasıflı
oyuncu onu aramaya koyulur ve en nihayetinde onu bulur. Mirko’nun bir satranç
şampiyonu olduğundan bahseder. Kendisiyle maç yapması için onu ikna etmeye
çalışır. Kendisinden çok şey beklememeleri şartıyla bu oyunu oynamayı kabul
eder.
Kendisi
Avusturya hanedanının mal varlığıyla ilgilenen bir avukattır.
Dr. B olayı
şöyle anlatır:
“Dünyada hiçbir şey
insan ruhu üzerinde hiçlik kadar ağır bir baskı uygulayamaz. Tek tek her
birimizi mutlak anlamda bir hava boşluğuna, dışarıya tamamen kapalı bir odaya
hapsettiler. Elimden her şey alınmıştı. Zamanı bilmeyeyim diye saat, bir şey
yazmayayım diye kalem, bileklerimi kesmeyeyim diye bıçak alınmıştı. Hiçbir
insan yüzü görmüyor, hiçbir insan sesi duymuyordum. İnsan kendi kendisiyle
umarsız bir biçimde yalnız kalıyordu.
Dr. B, içine
hapsedildiği odada günlerce bekler.
Nöbetçi onu
bekleme odasına götürür ve orada da saatlerce bekler. Buna rağmen mutludur.
Gözüne bir
palto ilişir. Paltonun cebindeki kalınlık dikkatini çeker. Kitap olduğunu
anladığı an onu hemen çalmaya karar verir. Çaktırmadan onu alır ve gizler…
Sorgu vakti
geldiğinde tekrar ifadesi alınır. Ardından yine kaldığı hücreye yani hiçlik
odasına atılır. Yine yalnızdır bu odada. Fakat artık yalnız değildir... Yanında
bir dostu vardır. Kitabı hemen açmaz ve bu durumunun hazzını yaşamaya çalışır
dakikalarca. Sonrasında heyecanla kitaba bakarken,
Bu durum 14
gün boyunca sürer. Oradaki her tekniği, her hamleyi adeta ezberler. Kendisini o
kadar geliştirir ki, sorgu esnasında tıpkı satrançtaki gibi sahte tehdit ve
tuzaklara karşı kendini korumayı başarır.
Bu oyunları
sürekli tekrar ede ede 2,5 aylık bir süre geride kalır.
Kendisine
karşı oynamak ister… Fakat bu ona çok saçma gelir. Ama yine de bunu yapar.
Yapmak zorunda hisseder.
Kendi içinde
iki benlik oluşturur. Oynamaya başlar. Hamleler ötesi taktikler geliştirir. Bir
taraftaki ben’i yenerken diğer taraftaki ben’i ise kaybeder. Öfke ve mutluluk
bir arada yaşanır. Ruhsal karmaşa ve bozukluk… En son delirecek seviyeye gelir.
Gözlerini
açar. Bu deliliğin geçtiğini ve rahatladığını hisseder. Zira içinde verdiği
savaş bitmiş gibi düşünür. Gözlerini açtığında hastane bulur kendisini. İyi
yürekli bir doktor ona başından geçenleri anlatır. Daha sonra ona yardım ederek
bir şekilde serbest bırakılmasını sağlar. Doktor kendisinin bu hale gelmesine
neden olan o düşüncelerden uzak durmasını söyler. Yani satranca bulaşmaması, o
düşüncelerin derinliğine teslim olmaması gerekmektedir.
Daha sonra
oyuna müdahale etme evresini anlatır Dr. B.
Bu fasıldan
sonra konu biter…
Oyun başlar…
Yavaş yavaş
ilerleyen oyun, akıl dolu karşılıklı hamleler ile birlikte ikisini de gergin
etmeye başlar. Fakat ne var ki, bir hamle için Mirko dakikalarca düşünürken,
Dr. B emin ve hızlı adımlarla hamlesini yapar. Dr. B hamlesini yaptıktan sonra
sıra Mirko’ya geçer. Mirko, dakikalarca bekledikten sonra tüm taşları elinin
tersiyle iter. Mat olacağını anlamış ve herkesin önünce küçük düşmemek için erkenden
teslim olmuştur.
Bu sefer ise
Mirko rakibine rövanş teklif eder. Dr. B hemen kabul eder bu teklifi. Oysa
sadece bir oyun oynayacağını şart koşarak gelmişti. Hikayesini anlattığı adam,
ona “bugünlük yeter” diye fısıldar. Ardından ekler: “Bu sizin için zor olacak.”
Rövanşın
başlamasıyla birlikte Mirko, ağır ağır davranır. Sanki bunu bir tekniğe
dönüştürmüştür. Rakibinin, bekleme süresi uzadıkça birtakım gerginlikler
yaşayıp dikkatinin dağıldığını fark eder.
Her hamlede
10 dakikalık süreyi sonuna kadar kullanmaya başlar. Tabi bu durum Dr. B’yi
çıldırtır. Yerinde duramaz ve bir sağa bir sola gitmeye başlar.
Yaşadığı
gerginlik sebebiyle oynanan oyunla alakası olmayan şeyler söylemeye başlar.
Hapis kaldığı odada geçirdiği sinirsel bozukluktan dolayı doktorunun kendisine
dikkat etmesi gerektiğini hatırlatır, hikayesini anlattığı arkadaş. Kolundan
sıkıca kavrar ve oyunu bırakmasını ister ondan.
Dr. B
masadan kalkarak, Mirko’dan ve etraftakilerden özür dileyerek oradan uzaklaşır.
Kitabın ilk
sayfasından son sayfasına kadar ciddi ve akışkan bir olay örgüsü var. Her bir
satır bir sonraki satıra gayriihtiyari bir şekilde götürüyor. Karakterler
üzerinde psikolojik analizler inanılmaz derecede güzel. McConnor adlı kişinin
hırsı, isteği, kaybetmeye tahammülü olmayışı izleniminden tutun da oda hapsinde
hiçliğe terk edilen Dr. B’nin yaşadığı bunalımlara kadar…
Hepsi ve
daha fazlası en ince ayrıntılarıyla adeta nakış niteliğinde satırlara yansımış
durumda. Özenle seçilip kullanılan imgeler, tasvirler ve kelimeler arasındaki
insicam kalitesi, satır aralarında bir müddet dinlenip derin bir soluk aldıktan
ve iyice sindirdikten sonra devam etmeyi zorunlu kılıyor. Kitapta en çok hoşuma
giden ve beni empati seline sürükleyen kısım, Dr. B’nin odaya hapsedildiği
bölümdü.
Yalnızlık,
sessizlik ve kafada bir türlü bitmek bilmeyen ve kendi ekseni etrafında deveran
eden düşünceler… İnsanı yiyip bitiren türden olanlar…
Yaşanılan o
acı durumun insanı, en basit bir takvim yaprağına bile bakmaya hasret bırakması,
aynılığın işkencesi… Belki de hayatımızın -biz fark etmesek bile- ufku en
net gösteren penceresinin zamanla islenmesi bundan dolayıdır: Aynılık…
Mazharî

Yorumlar
Yorum Gönder