PHAİDON'UN SOKRATES'İ


Kitap: Phaidon
Yazar: Platon
Sayfa: 129
Yayın: Say Yayıncılık

Yazar Hakkında Bilgi

Platon, M.Ö 427 yılında soylu ve aristokrat bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir.
Asıl adı Aristokles’tir. Fakat göğsünün geniş olmasından dolayı “Platon” lakabını almıştır.

Hayatının akışını iki olay değiştirmiştir:

1-Sokrates ile tanışması,
2-Sokrates’in başına gelenler.

*Atina’nın yönetiminde problem vardır. Cuntacılar yönetimi ele geçirmiş, ucuz ve etkisiz politikalarla berbat olan vaziyet daha da kötüye gitmiştir. İlk başlardaki söylemlerinden dolayı umutlanan Platon, Sokrates için infaz emri verilmesinin ardından iyice umudunu kaybetmiştir. İnfazın ardından Platon, güvenlik nedeniyle diğer Sokratesçilerle birlikte başka bir yere gider. Daha sonra bazı seyahatlere çıkar.

Gittiği ilk yer, matematik bilgisini geliştirmesine imkân sağlayan Mısır’dır. Ardından İtalya’ya geçerek Pythagorasçılarla tanışır. Sicilya seyahati dönüşünde, Atina ile savaş halinde olan Aigina’da karaya çıkar. Esir alınır ve köle pazarında satışa çıkarılır. Bazı kaynakların belirttiğine göre Phaidon, Platon’un fidyesini öder ve onu kurtarır. Platon daha sonra bu parayı geri ödemek istediğinde Phaidon parayı geri almaz. Platon da bu parayla bir bahçe satın alarak Akademi’yi kurar. Burası Avrupa’nın ilk büyük eğitim ve araştırma merkezi olmuştur.

Okulda felsefeye yaklaşım tarzı geometri yoluyla gerçekleşen matematiksel bir yaklaşımdı. Denildiğine göre okulun giriş kapısında “Geometri bilmeyen buraya giremez.” yazıyordu.
Platon’un amacı, iyi eğitilmiş aklıyla yönetecek filozof-kralı eğitmekti. Akademi, devlet adamları ve yasa koyucular yetiştirip, bilim ve felsefe temelli politika eğitimi veren bir kurum olmayı hedefliyordu.

Platon, ilkçağdan günümüze tüm yapıtları elimize ulaşmış olan ilk filozoftur. Akademi’deki dersler biraz yüksek perdeden olduğu için Platon, halk için de birtakım popüler eserler yazmıştır. Bu kitapta Platon’un iki yönlü bir amacı olduğu söylenebilir: Bunlardan birincisi Sokrates’in “İnsanın en temel işinin ruhuna özen göstermek olduğu” görüşünü meşrulaştırmaktır. Bu aynı zaman da Platon için de mutluluğa gidişin tek yoludur. İnsan ruhu ancak böylesi bir felsefi hayat içinde teselli bulup benliğinin gerçek amacına erişebilir. İkincisi de ruhun ölümsüzlüğünü öne sürüp idealar kuramını ortaya atmaktır.

Kitap Özeti

Yaşamı boyunca insanların doğru yolu bulması için çabalayan Sokrates, 70 yaşında iken Meletos adında biri tarafından “Dinsizlik” ve “Atina gençlerinin ahlâkını bozma” gerekçesiyle dava edilir.
Mahkemeye çıkan Sokrates, bu suçlamalar karşısında hâkimleri ikna etmek yerine, kendisine itham edilen suçlar üzerinden sorgulama yoluna gidip bunları çürütmeye çalışmıştır.

Daha sonra kendi yaşamının savunusunu yapmıştır. Ona göre önemli olan, kişinin işini doğru düzgün yapması, kendisine saygısı olduktan sonra ölümü bile göze almasıdır. O, yüreksiz olmaktansa ölmeyi tercih etmenin daha doğru olduğunu ifade etmiştir.

Felsefe yapmaktan vazgeçmediği takdirde ölüme mahkûm edileceği söylenmesine rağmen Sokrates, bundan vazgeçmeyeceğini ifade etmiş, insanların ruhlarını arındırmaları için gerekeni yapacağını söylemiştir. Mahkemede yapılan oylar sonucu az bir farkla Sokrates için ölüm hükmü çıkmıştır.

Hükmün verildiği zaman Atinalıların Apollon’u kutlamak için bir gemiyi Delos’a gönderdikleri döneme denk gelmiştir. Bu gemi dönünceye denk kentte idam yapılması yasak olduğundan Sokrates, kendisine verilen ölüm cezasının onaylanmasının ardından 30 gün geçtikten sonra idam edilmiştir.

Bu süre zarfında Sokrates kaçmayı değil, ölümü beklemeyi tercih etmiş, dostlarıyla felsefi sohbetler ederek “yargıçlar huzurunda savunduğu yaşamını” sürdürmeye devam etmiştir.

Phaidon adlı eser, Sokrates’in dostlarıyla yaptığı son felsefi diyalogdur.

Sokrates: Ölümden korkmuyorum, çünkü ölümden sonra yaşamın olduğuna inanıyorum. Ayrıca eski inançlara göre bu durum kötülerden daha çok iyilere yarayacaktır.

Sokrates: İnsanlar gerçekten felsefeyle ilgilenenlerin ölmek için çalıştıklarını fark etmezler.

Sokrates: Ölüm, hem ruhun bedenden ayrılması hem de ruhun kendi başına varlığını devam ettirmesi değil midir?

Sokrates: Ruh, bedenden uzak durdukça hakikati anlamaya çalışır.

Sokrates: Belki de ölüm sayesinde amacımıza ulaşabiliriz. Çünkü beden ve akıl bir arada, ruhumuz da kötü şeylerle beraber oldukça hakikate ulaşamayacağız. Bedenimiz, onu beslemek zorunda olduğumuz için bize çok fazla sorun çıkarır. Ayrıca beklenmedik zamanlarda gelen hastalıklar da hakikatin peşinden gitmemize engel olur.

Sokrates: çoğu kişi kendilerinden önce ölen sevdiklerini görmek umuduyla Hades’e gidiyor. Bilgeliği seven ve ona Hades’te ulaşacağına inanan insan öldüğü için kızar mı?
Oraya gönülsüz mü gider? Açıkçası öleceği için öfkelenen birini görürsen bil ki o, bilgeliği değil bedenini seviyordur.

Sokrates: Ölümden yaşama bir dönüş var ve yaşayanlar ölülerden doğuyorlar. Ayrıca iyi ruhları mutlu kötü ruhları da üzüntülü bir son bekliyor.

Sokrates: Ruhlarımız biz doğmadan önce bedenden ayrı bir varoluşa ve bilgilere sahip oldu.

Sokrates: Eğer ruhumuz biz doğmadan önce varsa yeniden doğabilmesi, yeniden doğabilmesi sadece ölümden sonra gerçekleşebiliyorsa, onun ölümden sonra da var olması gerekmez mi?

Sokrates: Ruh bir şeyi kendi başına incelerse, o zaman sonsuz ve asla değişmeyen şeylere doğru yönelir.

Sokrates: Ruh tanrısal olana, ölümsüze, düşünene, sade olana, dağılmayana, sabit olana benzer. Beden ise insana, ölümlüye, düşünmeyene, sade olmayana, dağılana ve aynı kalmayana benzer.

Sokrates: Her mutluluk ya da acı ruhu bedene çiviler. Yani ruhu bedene benzetirler. Ruh bedene benzediğinde bedenin hoşlandığı şeylerden hoşlanacak ve onunla eylemlerde bulunmak zorunda kalacaktır. Böyle olunca da Hades’e varamayacaktır.

Sokrates: İnsanlardan nefret etme, bir insana aşırı derecede güvenip onun ikiyüzlü olduğu anlaşılınca başlar. Bu durum çok yakınımız olarak gördüklerimizde olunca herkesten nefret etmeye başlarız. Ve artık hiç kimsenin doğru olmadığına inanırız.

Sokrates: Dilde yapılacak yanlışlık, sadece dile değil aynı zamanda ruha da kötü etki yapar.

Genel Değerlendirme

Sokrates, hakkında verilen idam kararına itiraz etmemişti. İtiraz edip aman dilemek varken, iyi ve âdil yaşamış bir filozofun başına hiçbir kötülük gelmeyeceğine inanan Sokrates’e Kebes adlı filozof sorar:

-Madem filozoflar ölmeye bu kadar can atıyorlar, neden intihar etmezler?
-Çünkü can tanrıların armağanıdır. Onların izni olmadan yapılacak bu davranış onları kızdırır.

Sokrates, gerçekten felsefe yapan bir kimsenin temel amacının ölüme ve ölmeye hazırlık yapmak olduğunu dile getirir. Bu çerçevede ölümü, ruh ile bedenin ayrılması olarak tanımlar.

Filozof olarak bilinen kişi hazlara uzak ve yabancı biri olup kendisini bedenden mümkün mertebe kurtarmaya çalışan biridir. Zira,

-Filozof bu tip hazlardan uzak durur. Çünkü onun işi beden değildir, ruha yönelmektir.
-Bedensel duyular, insanı çoğu zaman yanıltırlar.
-Filozofun gerçek bilgiye ulaşması, ancak ruh kendi başına kaldığı, duyulardan yardım almadığı zaman söz konusu olur. Bu da ideaları bilmekle olur. Adalet, iyilik, güzellik gibi idealar duyu yoluyla değil, saf düşünme yoluyla bilinebilir.

Sokrates’in ölümle ilgili düşüncelerini özetleyecek olursak,

-Gerçek bir filozof varlıkların özünü kavramak ister.
-Bu kavrayışın olması için ruhun tek başına kalması gerekir.
Çünkü bedensel hazlar ve duyular onu yanıltır. Bu durumda ruhun bedenden kurtulması gerekir.
-Ruhun bedenden kurtulması ölümle meydana gelir.
Çünkü ölüm, “ruhun bedenden ayrılmasını” sağlayan bir araçtır.
-Filozofların salt bilgeliğe kavuşacakları yer olan Hades’e giderken korkmaları mantıklı değildir. Çünkü, ölüm bir kurtuluş ve ölümsüzlüğe giden yolda bir basamaktır.

Sokrates’e göre arınma, ruhun bedenden ayrılması değildir. Ruhun bedenden ayrılmasından önce filozofun kendini bedensel hazlarından kurtarmış olmasıdır. Zira filozoflara özgü olan erdem, cesaret, ölçülülük, adalet ve bilgelik bir tür “arınma” yoludur. Bunlar arınma yolu oldukları için yalnızca arınmış kişiler filozof olabilirler. Arınmış olarak Hades’e gidenler tanrılarla birlikte olacağından ölüm, “arzulanabilir” bir şeydir.

Bundan sonraki adımlarda “Ruhun Ölümsüzlüğü” meselesi tartışmaya açılır.

Kebes, ölümden sonra ruhun var olmaya devam ettiğine inanmayan kimselerin olduğunu söyler.
Sokrates, Kebes’in bu ifadesine karşılık 3 argüman ileri sürer:

1-Karşıtlık Argümanı:

*Var olan her şey karşıtından çıkar. Büyüyen bir şey daha öncesinde küçüktür. (Büyük-Küçük)
*Her karşıt durum arasında iki karşıt süreç vardır. (Büyüklük artarken, küçüklük azalır.)
*Bu iki karşıt sürecin birbirini dengelemesi gerekir. Aksi takdirde her şey aynı kalır. (Hayat-Ölüm) Hayat olunca ölüm onu dengeler. Ölüm olunca da hayatın olması kaçınılmazdır.

2-Anımsama (Anemnesis) Argümanı:

Bilginin ilk kez ruh dünyaya gelmeden önce “ideyi” görmüş olmakla kazanıldığını, fakat beden içine girdikten sonra unuttuğunu, anımsamak suretiyle yeniden ele geçirildiğini ifade eden argümandır. Söz konusu apriori, (deneyim olmaksızın elde edilen kesin bilgi) ruhun ölümsüz olmasını gerektirir.

3-Benzerlik Argümanı:

Platon, iki dünyalı metafiziğini ilk kez olarak ortaya koyduğu Phaidon’da varlık alanını
“İdealar Evreni” ve “Fenomen (oluş-görünüş) Evren” şeklinde ikiye ayırır.

Fenomen evren, sürekli bir değişim ve oluş içerisindedir. Somut ve göreli bireysel nesnelerden ya da tikellerden meydana gelir. İdealar evreni ise, basit ve değişmez olan, her daim ne ise o olarak kalan tümellerden oluşur. Dolayısıyla insanın bedeni duyular yoluyla algılanan “fenomen” dünyasıyla, ruhu da akıl yoluyla kavranabilen “idealar” dünyasıyla benzerlik gösterir. İdeaların ezeli ebedi olmasına benzer şekilde bu da ruhun ölümsüz olmasını gerektirir.

Bir sonraki adımda Simmias öne çıkar ve üçüncü argümana itiraz eder. “Ruhun ölümsüzlüğü” konusunda hakikate ya da kesin bir kanaate erişemediklerine işaret eder. Ona göre ruh, bir harmonidir. Yani uyumdur. Ruh, sazın ahenkli sesidir. Beden de sazın kendisidir. Saz parçalandığında nasıl ki ahenkli ses kaybolup gidiyorsa aynı şekilde bedenin ölümünden sonra ruhun gitmesi muhtemeldir. Kebes ise bu konuda biraz şüphecidir.

Sokrates, görüşleri bir kez daha toplarlar ve onlara son bir argüman geliştirerek cevap verir:

Hiçbir şey kendisi olmaya devam ederek karşıtına dönüşemez. (Kar-Ateş örneği)
Ateş, ateş olmaya devam ettiği sürece soğuk olmaz.
Kar da kar olmaya devam ettiği sürece sıcak olmaz.

Ruh, kendisiyle birlikte hayatı getirir.
Ruh, ruh olmaya devam ettiği sürece hayatın karşıtını alamaz.
Dolayısıyla ölümü hiçbir şekilde kabul edilemez.

Kitabın sonlarına doğru sözlerini tamamlayan Sokrates’in veda vakti gelir…

Yıkanmak için yan odaya geçer. Kadınların ve çocukların gitmelerini ister. Kriton’dan zehrin getirilmesini ister. Sokrates, tereddüt etmeden zehri içer. Bu tablo karşısında gözyaşlarını tutamazlar. Kriton kendini dışarı atar. Sokrates olanları gördüğü zaman biraz sitem eder.

Bu sitem karşısında utanırlar ve susarlar. Bacakları ağırlaşıncaya kadar biraz yürür ve daha sonra uzanır. Son olarak “Asklepios’a bir horoz adadığını ve kesilmesini istediğini” söyler.
Zehir etkisini iyice gösterince de Sokrates bu dünyadan göçmüş olur…
Simmias ve Kebes “ruhun ölümsüzlüğü” konusunda ileri sürdükleri görüşlerle Sokrates’i ilk etapta hayli zorlamışlardı. Belki de deyim yerindeyse onun tezini çürütmüşlerdi.

Bu olayı Ekhekrates’e anlatan Phaidon, Sokrates’i “Hakikatin temsili” olarak görüyordu. Eleştirileriler Sokrates’e olan yegâne bağlılığını zayıflatmış onu etkilemiş ve kafasını karıştırmıştı. Bu durumun Sokrates’in son argümanını oluşturuncaya dek sürdüğünü görüyoruz. Ayrıca Phaidon’un olduğu diyalogda Sokrates şunu söyler: “Sizler Sokrates ile değil, hakikatle ilgilenin.”

Ölüm sonrası “hakikattir.” Ölümle hakikat arasında bir engel var. O engel Hidra’dır.
Herkül olup o Hidrayı öldürmeden hakikate ulaşmak mümkün değildir. Phaidon, Sokrates olmadan bunu yapamaz. Çünkü hakikati Sokrates’e bağlamıştır.

Platon bize bunları sunarken “hakikatin kimsenin tekelinde olmadığını” Phaidon’un tavrında resmetmeye çalışmıştır. Aksi taktirde Sokrates’in gidişiyle hakikat ortada kalakalırdı.

"Phaidon gibi bakarsanız, Sokrates beklersiniz."

-Kitapta Dikkat Çeken Bazı Noktalar-

-“Bu olayı kendin mi duydun yoksa bir başkası mı anlattı?”
*Metni bir ikilik ile açıyor. Platon’un ikili dünya anlayışına gönderme vardır.

-“Kendim” şeklindeki cevap ideye, öze yani hakikate göndermedir. “Bizzat ben, bulundum.”

*Metinde Platon’un orada hasta oluşu “Yaşam-Ölüm arasına” vurgu yapıldığını göstermektedir. Zira hastalık, yaşamla ölüm arası bir durumdur. Ayrıca orada bulunmayışına başka bir sebep olarak “hakikati bir kişiye bağlama anlayışına sıcak bakmaması” diyebiliriz.

*Metinde Sokrates, eşi ve çocukları geçmekte. Yani anne, baba ve çocuklar. Çocuklar çıkana kadar Sokrates tek kelime etmez. Baba ide, çocuklar bu idenin bir yansısıdır. Dolayısıyla anneye, diğer bir deyişle burada üçüncüye yer vermek söz konusu değildir.

*Kitabın son kısmın Sokrates’in ölmeden önce vasiyet niteliğinde bir sözü vardır.
Asklepios’a horoz borcu… Asklepios, Yunan dini anlayışında bir şifa tanrısıdır.

Antik Yunan’da hastalıklardan kurtulan kimseler bu tanrıya horoz adardı. Yaşamın bir hastalık olduğunu, ölümle birlikte bu hastalığın artık sona erdiğini bilen Sokrates, Asklepios’a kurban etmesi gereken bir horozun olduğunu bilir ve bunu vasiyet eder.

Mazharî

Yorumlar