Kitap: Hayvan Çiftliği
Yazar: George Orwell
Sayfa: 160
Yayın: Can Yayınları
Yazar Hakkında Bilgi
George
Orwell, özelikle 1984 adlı distopya romanı ile tanınan ünlü bir İngiliz
yazardır.
20. yüzyıl en
önemli yazarlarından biri olan Orwell, 1984 adlı ünlü romanında yarattığı Big
Brother[1] kavramı ile tanınır. Eserlerinde yer
alan sosyal adaletsizliğe karşı farkındalık ve totalitarizme karşı duruş, onun
imzası niteliğindedir.
George
Orwell, Eton Koleji’nden mezun olduktan sonra, o sırada bir İngiliz sömürgesi olan
Burma’da bulunmuş, kısa süreliğine buranın polis teşkilatında görev yapmıştır.
Bu memuriyet döneminde şahit olduğu acımasız uygulamalar, emperyalizme karşı
geliştirdiği derin öfkeye katkıda bulunmuştur.
George
Orwell, gençlik döneminde Fransa’da bulunmuş, türlü mesleklerde çalışmış, para
sıkıntısı gerek yazarlığa başlamadan önce, gerekse ilk yapıtlarını kaleme
aldığı yıllarda yakasını bırakmamıştır.
Kitap Özeti
Beylik çiftliği, hayvanların
çok çalışıp emeklerinin karşılığı olarak çok az yiyecek verildiği bir
çiftliktir. Çiftliğin sahibi Mr. Jones hayvanlara zulmetmektedir.
Bir gün çiftliğin en yaşlısı
ve en saygı duyulanı olan Koca Reis adındaki domuz, tüm hayvanları ahıra toplar
ve onlara gördüğü bir rüyadan bahseder. Bu rüyada İngiltere’nin tüm hayvanları,
insanların olmadığı bir toplumda yeşil kırlarda gönüllerince koşup oynarlar ve
tüm emek ve ürünleri sadece onlara aittir. Hiç çalışmayıp sadece hayvanların
tüm ürün ve çabalarını sömüren insan ırkının olmadığı, mutluluk dolu bir
ütopyadır burası.
Koca Reis, hayvanlara artık
böyle yaşamak zorunda olmamalarını söyler ve örgütlenme çağrısı yapar. Tüm
hayvanlara özgürlükleri ve emekleri için savaşmalarını söyler. Bir zamanlar tüm
hayvanlar arasında söylenen ama artık unutulan “İngiltere’nin Hayvanları” şarkısını
herkese söyler.
Koca Reis birkaç gün sonra
ölür. Onun anlattığı özgürlükçü düşünce tüm hayvanlar tarafından
benimsenmiştir. Sadece kimse bu isyanın ne zaman başlayacağını bilmemektedir ve
çoğunun da başlatma cesareti yoktur.
Bir gün, çiftlik çalışanları
uykularından uyanamayıp hayvanlara yemlerini vermeyi unutunca, hayvanlar
ambarın kapısını kırar ve yemek yemeye başlar. Bunun üzerine Mr. Jones ve
çalışanlar ambara gelip hayvanları kırbaçlamaya başlarlar. Bu, bardağı taşıran son damla olur ve kesilmekten,
dövülmekten, sağılmaktan bıkan hayvanlar, devrimi göze alır ve zalim
sahiplerine karşı ayaklanırlar. Devrim gerçekleşir. Mr. Jones ve
çalışanlar çiftlikten atılır. Ardından da yeni bir düzen inşa edilir.
Tüm hayvanların en zekisi
olarak bilinen domuzlar, liderlik vasfını hemen üzerlerine alırlar. Bundan
sonra çiftliğin adı “Hayvan Çiftliği” olarak
değiştirilir ve duvara yedi emir yazılır:
1-İki bacaklı canlılar bizim düşmanımızdır
2-Dört bacaklı canlılar dost ve müttefikimizdir.
3-Hayvanlar asla giyinmeyeceklerdir.
4-Hayvanlar asla yatakta yatmayacaklardır.
5-Hayvanlar asla içki içmeyeceklerdir.
6-Hayvanlar asla hayvanları öldürmeyeceklerdir.
7-Bütün hayvanlar eşittir.
Çiftlikte işler yolunda gider.
Tüm hayvanlar her birlikte çalışıp o yılın hasadını yaparlar. Artık sadece
kendileri için çalıştıklarını bilmek onlara büyük bir mutluluk ve azim
vermektedir.
Yönetimde bulunan
domuzlardan Snowball ve Napoleon birbirlerine
tamamen zıt iki karakterdir. Snowball yenilikçi, hayvanlara hizmet etmeyi ilke
edinmiş bir domuzdur. Onlara okumayı öğretmeye çalışır, çiftliğin daha verimli
olması için yollar arar. Kitaplar okuyarak zanaat ve bilim öğrenir. Bunun
yanında Napoleon, ayrımcılık isteyen ve kimseye belli etmeden diğer hayvanların
haklarını yiyen bir domuzdur. Niyeti çiftliğin yeni sahibi olmaktır. Elmaları
ve ineklerin sütlerini kendine ayırır ve yönetimi ele geçirmek için, yavru
köpekleri kendine hizmet eden vahşi köpekler haline getirir.
Bir gün Snowball çiftlikteki
işleri kolaylaştırmak için bir yel değirmeni projesi tasarlar. Napoleon bunu
reddeder ve bunun sonucunda onu köpeklere yem eder. Daha sonra yel değirmeni
Napoleon tarafından övülür ve bunun fikir babası olarak öne çıkar. Hayvanlar
binbir türlü zorluk altında değirmeni inşa etmeye başlarlar ve uzun süren
uğraşlar neticesinde bu işi bitirirler. Fakat daha sonra değirmen yıkılır ve
suçlu olarak Snowball gösterilir.
Domuzlar bir müddet sonra
yatakta uyumaya, içki içmeye, kıyafet giymeye, dış dünyayla ticaret ilişkisine
girmeye, iki ayak üzerinde yürümeye ve hayvan öldürmeye başlarlar. Diğer
hayvanlar ise buna asla karşı çıkamazlar. Çünkü içlerinde Mr. Jones’in gelme
korkusu ile Napoleon’un köpeklerinin korkusu vardır. Zamanla Yedi Emir şu
şekilde değiştirilir:
1-Dört ayak iyidir, iki ayak daha iyidir.
2-Hiçbir hayvan sebepsiz yere öldürülemez.
3-Hiçbir hayvan çarşaflı yataklarda uyuyamaz.
4-Bütün hayvanlar eşittir, bazıları daha eşittir.
Daha sonra domuzlar, iş birliği
içinde oldukları insanları çiftliğe çağırırlar ve hep birlikte kâğıt oynayıp
içki içerler. Bu sırada kurdukları ortamdan bahsedip, birbirlerine övgüler
yağdırırlar. Sonra bir adam “Sizler aşağı kesimden
hayvanlarınızla uğraşmak zorundasınız, bizler de bizim aşağı sınıftan
insanlarımızla uğraşmak zorundayız.” şeklinde bir espri yapar.
Kitap da şu şekilde son bulur:
“Dışarıdaki hayvanlar, bir domuzların yüzlerine bir de
insanların yüzlerine bakıyor ama onları birbirlerinden ayırt edemiyorlardı.”
Genel Değerlendirme
“Bütün hayvanlar eşittir ama bazı hayvanlar diğerlerinden daha
eşittir.”
Kitapta geçen ve
hafızalarımıza kazınan bir slogan. Hatta bu varyasyonu ile daha güzel
olacaktır: “Bütün
insanlar eşittir ama bazı insanlar diğerlerinden daha eşittir.”
Bu kitap için yapılan
güzel bir yorumu da eklemek istiyorum: “Huzurla uykuya dalmak için değil, bir kâbustan uyanmak için yazılmış olan masaldır Hayvan Çiftliği…”
Orwell’ın
dört ay kadar kısa sürede yazdığı bu sosyalizm eleştirisi tarzındaki
kitabında 1984’ün temellerini
attığını da görebiliriz. Hayvanlar üzerinden siyasi kurgu yaparak bu kurguyu
bir sistem eleştirisine dönüştürdüğü bu kitabı, II. Dünya Savaşı sırasında
müttefikleri kızdırmamak için İngiliz Hükümeti tarafından bir süre
yasaklanmıştır.
Hayvanlar tarafından bir
devrimin gerçekleştirilmesi gerekmektedir. “Evet yoldaşlar, yaşadığımız hayat nasıl bir hayattır?” cümlesiyle
Koca Reis uyanışı başlatır. Karl
Marks’ın hikayedeki temsili olan bu yaşlı domuz, devrimin fikir babasıdır.
Fakat çok yaşlı olduğu için yapılan devrimi göremez. Buna rağmen sadece
hayvanlardan oluşan eşitlikçi bir toplum yaratma fikrini, yani komünizmi diğer
hayvanların zihinlerine yerleştirmiştir.
Gerçekleştirilen
devrim sonrasında tüm yönetimi domuzlar ele alır. Toplantılar yapılır, işler
bölüştürülür ve çalışmaya başlanır. Belli bir zaman sonra çiftliğin sahibi
çiftliğini almak ister ve hayvanlarla savaşır fakat kaybeder.
Ardından
olaylar hızla gelişir ve işler seyrinden çıkar. Domuzlar yasaları değiştirmeye
başlarlar. Daha güzel bir dünyanın inşası için planlar yapılırken, başkaları
üzerinden çıkar sağlamaya yönelik sistem, yönetimin temeline oturur. Yaratıcı
fikirleri olan domuzlar kovulur, işler de artık kaba kuvvet ile çözülür. Tüm
yönetim domuzlardadır ve diğer hayvanlar sadece birer işçidir.
Domuzlar,
sözde iyi niyetle yola çıkılmış olan bu devrimde güç kendilerine geçtiği andan
itibaren tüm olanaklardan sınırsız bir şekilde faydalanıp diğer hayvanları
açlığa, yoksulluğa ve hatta ölüme sürüklemişlerdir.
Peki nedir bu eleştirisi yapılan
sosyalizm ve komünizm?
Komünizm,
önce Karl Marks ve Friedrich Engels’in yazdığı “Komünist Manifesto” ile
bağdaştırılır. Temel düşünce ise, kapitalizmin ortadan kaldırılmasıdır. Ayrıca,
ortak mülkiyetin olduğu ve servetin gereksinimlere göre dağıtılmasına dayanan
toplumsal ve siyasal düzen olarak da tanımlanmaktadır.
1600’lü
yıllarda İngiltere’de komünist düşünce üzerine tartışmalar ortaya çıkmıştır.
Fakat komünizmin yükselişe geçtiği yıllar için 19. yüzyıldır denilebilir. Çünkü
Sanayi Devrimi ve yaşanan gelişmeler proletarya ile zengin sınıf arasındaki
uçurumun gittikçe daha çok açılmasına neden olmuştur. Fazla çalışma saatleri ve
düşük ücretler, proletarya için bir şeyler yapılmasını gerektirmiştir. İşte bu
nedenle, Karl Marks ile Friedrich Engels’ın birlikte kaleme aldığı Komünist
Manifesto (1848) fazlasıyla dikkat çekmiştir.
20. yüzyılda
uygulanmaya çalışılan komünist rejimler doğrudan ya da dolaylı olarak
milyonlarca insanın ölümüne yol açmıştır. Bu nedenden dolayı, komünist
denildiğinde çoğu insanın aklında “şiddet
yanlısı, savaş, ölüm taraftarı, düzen bozucu” gibi kötü
izlenimler uyanmaktadır. Oysa komünist, kapitalist düzeni reddeden, herkesin
eşit şartlarda yaşaması gerektiğini düşünen kişidir.
İnsanların
birbirlerini sömürmelerine karşı olan komünistler, çoğu kişiye göre imkânsız
olan bir ideolojinin özlemini çekmektedir. Zira daha önce denenen komünist
sistemlerin başarısızlıkla sonuçlandığı ve komünizm adı altında uygulanmaya
çalışılan sistemin, düşüncenin özüyle pek alakalı olmadığı açıkça görülmüştür.
Günümüzde Çin, Kuzey Kore, Vietnam, Küba gibi ülkeler komünizm ile
yönetilmektedir.
Sosyalizm nedir, komünizmden ne gibi
farkları vardır?
Sosyalizmde çoğunluğun verdiği kararlar
dikkate alındığından ekonominin yönetimi ve kontrolü halkın elindedir.
Komünizmde ise ekonomi, tek bir parti
tarafından yönetilmektedir.
Sosyalizmde üretilen mal, bireyin yaptığı
işe göre dağıtılır.
Komünizmde ise bireyin ihtiyacına göre
dağıtılmaktadır.
Komünizmde devletin yapısında temel bir
değişiklik yapılması gerektiğine inanılır.
Sosyalizmde devlet aygıtları ele
geçirilerek de istenilen düzen kurulabilir.
Komünizmde her şey kamuya ait olduğundan
özel mülk kavramına karşı çıkılır.
Sosyalizmde ise yalnızca bireyin üretim
araçlarına ya da fazla sermayeye sahip olması fikrine karşı çıkılmaktadır.
Sosyalizm daha çok
ekonomik bir sistem olarak nitelendirilir.
Komünizm ise hem ekonomik hem de politik
bir sistem olarak nitelendirilmektedir.
*Sosyalizm, komünizmin bir alt evresi
niteliğindedir. Komünist toplum düzenine geçilebilmesi için sosyalizm bir
süreçtir. Bu aşamada insanlar, komünizm için bir şekilde evrimleştirilecektir.
Mazharî
[1] Her şeyi gözetleyen, güçlü ve büyük bir birader.

Yorumlar
Yorum Gönder