Kitap: El-Medinetü’l Fâzıla
Yazar: Fârâbî
Sayfa: 170
Yayın: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Genel Değerlendirme
Fârâbî 870-950 yılları
arasında yaşamış Türk-İslam filozofudur. O, klasik Yunan felsefesi ile İslam’ı
birbiriyle uzlaştırmaya çalışmış olan ilk filozoftur. Kendisinden sonra gelen
filozofları da derinden etkilemesi açısından önemli bir şahsiyettir. Aristo’dan
sonra “ikinci öğretmen” olarak bilinir.
Amacı Aristo’yu -Plotinos’un
yardımıyla- İslam diniyle uzlaştırmaktı. O, İslam diniyle felsefe
arasında sıkı bir ilişki kurmakla birlikte, İslam felsefesine akılcılığı da
getirerek bu kapıyı açan isim olmayı başarmıştı. Aristocu bir filozof olan
Fârâbî’nin bizlere bıraktığı 117 eseri olduğu bilinmektedir. 80 yaşlarında
Şam’da bekâr olarak vefat etmiştir.
Fârâbî, İslam düşünce
tarihinde siyaset felsefesine ağırlık veren en önemli filozoftur.
Eserleri içerisinde en çok
dikkat çekeni, hiç şüphesiz, “el-Medinetü’l Fâzıla” adlı eseridir.
Zira bu eser, Fârâbî’nin
“ideal devlet” düşüncesini felsefi bir zeminde ortaya koyar.
Kitabı iki ana bölümde
incelemek mümkün. Fârâbî birinci bölümü varlık felsefesine ayırıp
“İlk var olan, diğer
tüm var olanların nedenidir.” diyerek
metni açar. Onun üstün bir varlık olup tüm eksikliklerden münezzeh olduğunu
ifade ederek sözlerine devam eder.
O, ezeli ve ebedidir. Onun
eşi ve benzeri olmadığı gibi zıttı da yoktur. Tanımı yapılamadığı için o sadece
birdir. Çünkü bir bölünemeyendir. Aklımızın gücü zayıf olduğundan onu idrak
etmemiz güçtür. O, mükemmelliğin en son mertebesinde olduğu için en büyük
parlaklığa sahiptir. Gözleri
kamaştıran ışığı, bakışları kör eder.
Tasavvufta bir ölçü: “Allah,
zuhurunun şiddetinden gaiptir.”
Güneş tepe noktasındayken
ona kimse bakamaz. Gözler kamaşır ve güneş görünmez hale gelir. Dolayısıyla onu
görmemek, onun olmadığı anlamına gelmemektedir.
Biz madde ile karışmış bir
durumdayız. Maddenin kendisi de bizim İlk Töz’den uzak oluşumuzun nedenidir.
Maddeden sıyrılabildiğimiz oranda ona yakın olabilir ve onu tam manasıyla
kavrayabiliriz.
“Her şey, O’ndan
taşmanın neticesinde meydana gelmiştir.” İlk Olan’ın tözü, her varlığın kendisinden taştığı bir tözdür.
Var olan bütün şeyler, hiyerarşik bir sıra içinde varlığa gelirler.
(Fârâbî, bu
düşüncesinde Yeni Platonculuk akımının kurucusu olan Plotinos’tan etkilenmiştir.)
•İLK VARLIK – ALLAH
•İKİNCİ VARLIK
•ÜÇÜNCÜ VARLIK – AKIL – İLK GÖK – SABİT
YILDIZLAR KÜMESİ
•DÖRDÜNCÜ VARLIK – SATÜRN
•BEŞİNCİ VARLIK – JÜPİTER
•ALTINCI VARLIK – MARS
•YEDİNCİ VARLIK – GÜNEŞ
•SEKİZİNCİ VARLIK – VENÜS
•DOKUZUNCU VARLIK – MERKÜR
•ONUNCU VARLIK – AY
– Faal Akıl (Cebrail)
*Bu aşamadan sonra maddeye
ve nesneye ihtiyacı olmayan üstün varlıklar sona erer. Ayrıca dairesel
hareketler de sona erer ve Ay-Altı âlem kısmı başlar. Burada bulunan cisimler
dört element, bitkiler, hayvanlar ve insanlardır.
Birinci bölümü kısaca
özetledikten sonra kitabın ikinci ana bölümüne geçebiliriz. Bu bölümde Fârâbî,
toplumu ve ideal devleti ele alır. Ona göre insanın mükemmelliğe ulaşabilmesi
için başkalarına ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaç, insanların bir araya gelmeleriyle
giderilebilir.
Toplumlar mükemmelleşme
bakımından kategorilere ayrılır: Kâmil – Eksik Toplum
Kâmil Toplum:
•Büyük:
Yeryüzündeki tüm insanlar.
•Orta: Bir
ülkede yaşayan insanlar.
•Küçük:
Şehirde yaşayan insanlar.
Eksik Toplum:
•Köy, mahalle, sokak, ev vb.
Mutluluğu elde etmek için
birbirine yardım eden toplum, erdemli toplumdur. Burada temel hedef
mutluluktur. Erdemli şehir erdemli milleti, erdemli millet de erdemli dünyayı oluşturacaktır.
Erdemli şehir, sağlıklı
bir bedene benzer. Bedenin organları da birbirlerinden farklıdır.
Bu bedende hâkim uzuv
kalptir. Devlet başkanı, bu kalbin ta kendisidir. Devlet başkanının toplum için
özel ve merkezi bir yeri vardır. Dolayısıyla âlem için İlk Varlık ne ise devlet
için Başkan odur. Tanrı,
Faal Akıl aracılığıyla devlet başkanına vahiy indirir. Başkanın ruhu Faal
Akıl’la bir olmuştur. Bu
ise bir yönetici olmanın şartlarından birincisidir.
Bir başkanda
bulunması gereken 12 meziyet vardır. Bunlar:
-Vücudun tam, uzvun
kıvamda olması
-Kavrayış / Hafıza Zekâ /
Hitabet / Öğrenme-Öğretme sevgisi
-Yalan ve yalancıdan
nefret etme
-Asil olma -Adil olma
-Azimli ve İradeli olma
Bütün bunların bir insanda
toplanması zordur. Bunlardan 6 tanesi bir kişide olursa yeterlidir.
Fakat kişinin filozof
olması gereklidir. Dolayısıyla şehirde bir filozof varsa ve bu meziyetlerden
5 tanesine bir kişi
sahipse filozof ve o kişi şehri beraber yönetir. Olur da bu meziyetler ayrı
ayrı kişilerde bulunursa, bunlar şehri beraber yönetirler. Fakat aralarında bir
filozofun olması şarttır. Filozofun içinde bulunmadığı bir yönetim, halkı helak
olma tehlikesiyle baş başa bırakır.
Erdemli şehre aykırı
olan şehirler:
Cahil Şehir: Halkı,
mutluluğun ne olduğunu bilmeyen şehirdir. Ancak sıhhat, şehvet, servet saygı ve
itibar kazanmak gibi zahiri şeylerle ilgilenirler. Onlara bunların hepsi
mutluluktur. Zıtları da kötülüktür. Cahil şehir, birçok şehre ayrılır:
-Zaruret Şehri: Varlıklarını
devam ettirmek için yeme-İçme-Giyme üzerine yardımlaşan şehir.
-Ticaret Şehri: Zenginliğin
kendisi hayatın biricik amacıdır.
-Bedbaht Şehir: Hayatı
sadece yeme-içme-zevk almadan ibaret gören şehir.
-Şeref/Haysiyet Şehri: İtibar, ün, şeref ve saygınlık kazanmak için
yardımlaşan şehir.
-Tegallüp (Kuvvet) Şehri: Gaye, başkalarına hükmetmek, hükmedilmekten de
korunmak.
-Demokratik Şehir: Arzulara gem vurmaksızın halk tarafından her istenilenin
yapıldığı şehir.
Bu şehirlerin hükümdarları
da o şehrin özelliğiyle paralellik gösterir. Yani bir kişi ticaret şehrinin
hükümdarıysa tek derdi zenginliktir.
Fâsık Şehir: Erdemli şehrin bildiklerini bilir. Fakat
fiilleri cahil şehir gibidir.
Değişmiş
Şehir: Halkı, önceden erdemli şehir gibiyken sonradan değişen
şehirdir.
Şaşkın Şehir: Yanlış
ve yararsız görüşlere sahip olan şehirdir. Bu şehrin yöneticisi, kendisine
vahiy inmemesine rağmen vahiy indiğini iddia eder.
*Erdemli şehirlere
hükümdarlık yapanlar sanki tek bir ruhtur. Her zaman aynı kalan hükümdar
gibidirler. Birden fazla şehirde birden fazla hükümdar olsa da hepsi tek ruhtur.
*Erdemli şehir
insanlarının ortak bir noktası vardır. Yukarıda anlatılan ve her satırı birer
iskelet mesabesinde olan cümlelerin vücut bulduğu “el-Medinetü’l Fâzıla’yı”
hakkıyla bilmek…
Değerlendirmeyi
birkaç alıntıyla noktalamak istiyorum.
“Ruhen hasta olan
insanlar arasında kendini erdemli zannedenler vardır.
Bundan dolayı hiçbir
ıslah edici kişinin sözlerine kulak asmazlar.”
“Filozof gerçeği
bilmeyi ve onu olabildiğince çok kişiye aktarmayı amaçlar.
Hatip ise söylediği
şeyin içeriğinin doğruluğuna ve gerçekliğine bakmaksızın yalnızca muhatabını
ikna etmeyi amaçlar.” (Birinde öğretmek esas, diğerinde ikna etmek…)
“İyi yazı yazma ile
ilgili fiillerin devam ettirilmesi, insana yazı yazma sanatında üstünlük
kazandırır. Böylece insan memnun olur ve ona karşı beslediği sevgi büyük olur.”
Mazharî

Yorumlar
Yorum Gönder