TOLSTOY VE DİN




Kitap: Din Nedir?
Yazar: Tolstoy
Sayfa: 188
Yayın: Kaknüs Yayınları

Genel Değerlendirme

Tolstoy için din, bir toplumun kalbidir. Din hakkındaki bu sözü, benzer şekilde söylenen Marx’ın sözünü de bizlere hatırlatmış oldu. Zira ona göre din, “Kalpsiz bir dünyanın kalbi, vicdansız bir dünyanın da vicdanıdır.”

Tolstoy, insanın bu hayatı anlamlandırması ve evrenle doğru bir ilişki kurması için dinin zorunlu olduğunu düşünmektedir. “Okumuş kesim” diye adlandırdığı kitlenin zaman içerisinde dinden uzaklaşarak tamamen bilime yönelmesine de karşı çıkmıştır. Çünkü toplum, ahlâk temelleri üzerine oturur. Bu temelin gerçekleşmesi için insanın evrenle bir ilişkisinin olması ve bunu anlamlandırabilmesi gerekir. Bunun yolu da ancak din ile mümkündür.

Zaman içerisinde -her toplumda olduğu gibi- dinin temel anlamında birtakım sapmalar olduğunu dile getiren Tolstoy, bunun geçici olduğunu söylemiş ve doğru olanın bir gün ortaya çıkacağına dair ümidini dile getirmiştir. Onun “Bütün canlılar gibi din de doğar, büyür, gelişir, ölür ve yeniden daha mükemmel bir şekilde doğar.” şeklindeki sözünden hareketle bunu daha iyi görmekteyiz.

Tolstoy’un hedef tahtasında dinden uzaklaşıp tamamen bilime yönelen “dinsiz kesimden” ziyade bütün sorunların ana kaynağı olarak gördüğü “Kilise” vardır. Ona göre vaftiz başta olmak üzere kilisenin tüm öğretileri birer saçmalıktan ibarettir. Kilise, insanlara dinin tahrif edilmiş öğretilerini “doğru” olarak dayatmış ve insanların kilise aleyhinde söylem geliştirmelerine de engel olmuştur. Nitekim 1682’de İngiltere’de bir adamın piskoposluk aleyhinde bir kitap kaleme alması sonucu gördüğü işkenceler, durumun vahimliğini gözler önüne sermiştir.

“İçimizdeki Şeytan” adlı kitabında Tolstoy, kilisenin bir şeytan uydurmacası olduğunu da dile getirmekten çekinmez. Ona göre kilise, “Allah’ın kitabının anlaşılması, Allah’ın seçtiği insanların söylediklerine uymakla mümkündür.” düşüncesinden doğmuştur. Dolayısıyla sözü geçen bu seçkin zümre, Allah’ın kitabını istediği gibi yorumluyor, bazı şeyleri istediği gibi değiştiriyor veya gizliyor sonrasında da insanların zorunlu olarak bunlara uymalarını bekliyordu. Muhalefet edenler ise feci şekilde işkencelere uğruyor, dinden aforoz ediliyor hatta diri diri yakılıyordu. Kilisenin bu tekelci ve baskıcı tavrıyla birlikte, konumlarının tehlikeye girmemesi için bildikleri halde gerçekleri söylemekten aciz kalan “eğitimli” insanlar da Tolstoy’un gözünden kaçmayan noktalardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. 

Tolstoy’un eleştiri oklarının diğer ucunda ise insanlar vardır. Ona göre insanlar, Hz. İsa’nın gerçek öğretilerinin amaçlarını unutmuşlardır. Mutlak bir sevgi ilkesini benimseyip şiddet karşıtı söylemleri içeren -bundan dolayı askerlik bile yasak- ve topluma ahlâkı hâkim kılmak isteyen din, insanlar tarafından sadece kilise ayinlerine ve birtakım dini ritüellere indirgenmiştir. Dolayısıyla “asıllar” unutulmuş, sonradan ortaya çıkanlar ise dinin kendisi olarak görülmüştür. Hal böyle olunca da insanların çoğu alışkanlık ya da korku sebebiyle “göstermelik” bir din yaşamaktan öteye gidememişlerdir. Geriye kalanlar ise mevcut dini artık kabul etmedikleri gibi “bilim” adını verdikleri bir öğretinin etkisiyle de her türlü dini birer hurafe kalıntısı olarak görmeye başlamışlardır.

Dinsiz yaşamak, kalpsiz yaşamaya benzetiliyor Tolstoy tarafından. Dolayısıyla din, olmazsa olmazdır. Fakat din için yapılan yorumlar ya da anlayış biçimleri olmazsa olmaz değildir. Onların gerekli görüldüğü noktalarda yeniden ele alınıp kritik edilmeleri gerekmektedir. Aksi takdirde bir durağanlık söz konusu olur ve mevcut ihtiyaçlara cevap veremez hale gelirler.
Bu durum ise “anlam arayışı” içinde çırpınan insan için daha fazla krize sebebiyet verecektir.

Mazharî

Yorumlar