Kitap: Din
Nedir?
Yazar: Tolstoy
Genel Değerlendirme
Tolstoy için din, bir toplumun
kalbidir. Din hakkındaki bu sözü, benzer şekilde söylenen Marx’ın sözünü de
bizlere hatırlatmış oldu. Zira ona göre din, “Kalpsiz
bir dünyanın kalbi, vicdansız bir dünyanın da vicdanıdır.”
Tolstoy, insanın bu hayatı
anlamlandırması ve evrenle doğru bir ilişki kurması için dinin zorunlu olduğunu
düşünmektedir. “Okumuş kesim” diye adlandırdığı kitlenin zaman içerisinde
dinden uzaklaşarak tamamen bilime yönelmesine de karşı çıkmıştır. Çünkü toplum,
ahlâk temelleri üzerine oturur. Bu temelin gerçekleşmesi için insanın evrenle
bir ilişkisinin olması ve bunu anlamlandırabilmesi gerekir. Bunun yolu da ancak
din ile mümkündür.
Zaman içerisinde -her toplumda
olduğu gibi- dinin temel anlamında birtakım sapmalar olduğunu dile getiren Tolstoy,
bunun geçici olduğunu söylemiş ve doğru olanın bir gün ortaya çıkacağına dair
ümidini dile getirmiştir. Onun “Bütün
canlılar gibi din de doğar, büyür, gelişir, ölür ve yeniden daha mükemmel bir
şekilde doğar.” şeklindeki sözünden
hareketle bunu daha iyi görmekteyiz.
Tolstoy’un hedef tahtasında
dinden uzaklaşıp tamamen bilime yönelen “dinsiz kesimden” ziyade bütün
sorunların ana kaynağı olarak gördüğü “Kilise” vardır. Ona göre vaftiz başta
olmak üzere kilisenin tüm öğretileri birer saçmalıktan ibarettir. Kilise,
insanlara dinin tahrif edilmiş öğretilerini “doğru” olarak dayatmış ve
insanların kilise aleyhinde söylem geliştirmelerine de engel olmuştur. Nitekim
1682’de İngiltere’de bir adamın piskoposluk aleyhinde bir kitap kaleme alması
sonucu gördüğü işkenceler, durumun vahimliğini gözler önüne sermiştir.
“İçimizdeki Şeytan” adlı
kitabında Tolstoy, kilisenin bir şeytan uydurmacası olduğunu da dile
getirmekten çekinmez. Ona göre kilise, “Allah’ın
kitabının anlaşılması, Allah’ın seçtiği insanların söylediklerine uymakla
mümkündür.” düşüncesinden
doğmuştur. Dolayısıyla sözü geçen bu seçkin zümre, Allah’ın kitabını istediği
gibi yorumluyor, bazı şeyleri istediği gibi değiştiriyor veya gizliyor
sonrasında da insanların zorunlu olarak bunlara uymalarını bekliyordu.
Muhalefet edenler ise feci şekilde işkencelere uğruyor, dinden aforoz ediliyor
hatta diri diri yakılıyordu. Kilisenin bu tekelci ve baskıcı tavrıyla birlikte,
konumlarının tehlikeye girmemesi için bildikleri halde gerçekleri söylemekten
aciz kalan “eğitimli” insanlar da Tolstoy’un gözünden kaçmayan noktalardan biri
olarak karşımıza çıkmaktadır.
Tolstoy’un eleştiri oklarının
diğer ucunda ise insanlar vardır. Ona göre insanlar, Hz. İsa’nın gerçek
öğretilerinin amaçlarını unutmuşlardır. Mutlak bir sevgi ilkesini benimseyip
şiddet karşıtı söylemleri içeren -bundan dolayı askerlik bile yasak- ve topluma
ahlâkı hâkim kılmak isteyen din, insanlar tarafından sadece kilise ayinlerine
ve birtakım dini ritüellere indirgenmiştir. Dolayısıyla “asıllar” unutulmuş,
sonradan ortaya çıkanlar ise dinin kendisi olarak görülmüştür. Hal böyle olunca
da insanların çoğu alışkanlık ya da korku sebebiyle “göstermelik” bir din
yaşamaktan öteye gidememişlerdir. Geriye kalanlar ise mevcut dini artık kabul
etmedikleri gibi “bilim” adını verdikleri bir öğretinin etkisiyle de her türlü
dini birer hurafe kalıntısı olarak görmeye başlamışlardır.
Dinsiz yaşamak, kalpsiz yaşamaya
benzetiliyor Tolstoy tarafından. Dolayısıyla din, olmazsa olmazdır. Fakat din
için yapılan yorumlar ya da anlayış biçimleri olmazsa olmaz değildir. Onların
gerekli görüldüğü noktalarda yeniden ele alınıp kritik edilmeleri gerekmektedir.
Aksi takdirde bir durağanlık söz konusu olur ve mevcut ihtiyaçlara cevap
veremez hale gelirler.
Mazharî

Yorumlar
Yorum Gönder