MUTMAİN RAHİBE


İDA PAWEL PAWLİKOWSKİ

Siyah beyaz ve sabit kamerayla çekilmiş 2013 yapımı dramatik türde olan bu film, Yabancı Dilde En İyi Film Oscar’ının sahibi olmuştur.

Film, 1960’lı yıllarda Polonya’da geçmektedir. Ana karakter İda, rahibe olarak yetiştirilmek üzere henüz küçük yaşlardayken manastıra bırakılır ve kilise öğretileriyle büyür. 16 yaşına geldiğinde dünyalık tüm zevklerden tövbe edip rahibelik yemini etmesi gerekmektedir. Fakat yemin etmeden önce yaşayan tek akrabası olan teyzesinin varlığından haberdar olur ve onu ziyaret etmek ister. Teyzesi Yahudi mahkemelerinde bir savcıdır. Yahudi katliamından sorumlu olan askerleri ve Yahudileri ihbar eden insanları yargılamaktadır. Teyzesi aracılığıyla ailesinin katliamdan kaçmak için büyük mücadeleler verdiğini öğrenen İda, onların mezarlarını bulmak ister ve teyzesiyle bir yolculuğa çıkarlar. Bu yolculuğun durağı, İda’nın doğduğu evdir.

Teyze, oraya vardıklarında evde bulunanları sorguya çeker ve gerçeği anlatıp İda’nın anne ve babasının mezarının yerini söylemeleri karşılığında onları mahkemeye vermeyeceğini vaat eder. Olay şöyledir: İda’nın ailesi Yahudi olduğundan onları korumaları için komşularıyla anlaşmışlardır. Fakat komşuları onların mallarına göz dikmiş ve Alman askerlerine bu Yahudi aileyi ihbar etmek suretiyle onlara ihanet etmiştir. İda küçük olduğu için onun ölümüne göz yummayan komşular, Alman askerler geldiğinde bu kızı kendi çocukları gibi tanıtmışlardır. Askerler ayrıldıktan sonra da bu kızı, manastıra bırakmışlardır.

Bu yolculuktan sonra İda ve teyzesinin tartıştığını görmekteyiz. İda, teyzesinin onun rahibe olmasını istemediğinden dolayı ona engel olmaya çalıştığını düşünmektedir. Oysa teyzesi onu korkaklıkla suçlamaktadır. Zira ona göre rahibelik, dünyevi hiçbir zevki tatmadan kısa yoldan cennete gitmeye çalışmaktır. İda’ya “Bir şeyleri tatmadan Tanrı için nasıl fedakârlık yapabilirsin?” sorusunu yöneltmesi, İda için bir sorgunun başlangıcı olarak görülmektedir.

Filmin son sahnelerine doğru İda’nın teyzesi intihar eder. İda, bundan sonraki aşamada teyzesi gibi yapmaya başlar ve daha önce yaşamadığı şeyleri yaşamak, onları tatmak ister. Makyaj, dans, içki ve dahası… Tüm bunları yaptıktan sonra artık kendisinden emin bir şekilde kilisenin yolunu tutar…

Hangi açıdan yaklaşmanın daha isabetli olacağını kestirmek gerçekten güç. Çünkü hangi açıdan bakılırsa bakılsın altını doldurabilmek mümkün. Fakat filmin bizzat kendisiyle özdeşleşen bir cümle sorulsa, hiç şüphesiz İda’nın teyzesinin şu repliğidir derim: “Bir şeyleri tatmadan Tanrı için nasıl fedakârlık yapabilirsin?”

Bir şeyleri tatmak, o şeyleri tüm gerçeklikleriyle bilmek demektir. “Bilinen” tüm lezzetlerin ya da hazların çekiciliğine rağmen, sırf iman meselesinden dolayı onlardan uzak durmak gerekiyorsa, işte tam anlamıyla fedakârlık burada söz konusu olur ki, imanı birazcık daha anlamlı kılan durum da budur. Bu elbette önce gidip içki içmek, onu tatmak ardından haram olduğu için de ondan uzak durmaya çalışmak demek değildir. Fakat, içkiye müptela olmuş bir kimsenin, içkinin haram olduğunu öğrenmesinden sonra ondan uzak durmaya çalışmasıyla hayatında hiç içki içmemiş bir kimsenin ondan uzak durmaya çalışması bir değildir.

Ayrıca asıl imtihan ve marifet, günahlara düşme imkânının neredeyse olmadığı kilise köşelerinde ibadet etmek değil, bilakis günah işlemenin en müsait olduğu yerlerde bile ondan uzak durabilmektedir. Dolayısıyla mesele, dünyadaki hiçbir zevki tatmayıp kısa yoldan cennete gitme uğraşı değil, her şeyiyle etrafımızı kuşatan tüm aldatmacaya “kanmadan” direnebilme mücadelesidir.       

Mazharî                                                                                                                             

Yorumlar