KURGU MU, SORGU MU?




The Man From Earth (Dünyalı) – RİCHARD SCHANKMAN


John Oldman adında bir tarih profesörü taşınmadan evvel arkadaşlarıyla kendi evinde son defa buluşur. Bu veda toplantısının ve dahi filmin konusu, John Oldman’ın 14 bin yıllık geçmişi etrafında dönmektedir.


14 bin yıllık geçmişi ilk duyduklarında kimisi dalga geçer kimisi inanmaz kimisi de John’un delirdiğini ve psikolojik desteğe ihtiyacı olduğunu söyler. Fakat olayı akışına bırakıp öyle bir şeyin mümkün olabileceğini varsayarak çeşitli sorular sorup onu konuşturmaya başlarlar.


Her ne kadar 14 bin yıl yaşamış olsa da yaşadığı yerleri, kendi zamanının doğasını hatırlamadığını söyler John Oldman. Özellikle göçebeliğin terk edilip şehirleşme kültürünün başlamasıyla birlikte kendi yaşamış olduğu yerlere tamamen yabancılık hissetmeye başladığını da ekler.


Film, tek bir odada geçen diyaloglardan oluşmaktadır. Dolayısıyla önemli olan bazı diyaloglara yer verip değerlendirmeyi o diyalog bağlamında yapmak, en sonda da genel bir değerlendirmeyle bitirmek daha doğru olacaktır.


-DİYALOGLAR-


-Yüzyıl senin için ne ifade ediyor?

-Karmaşa… Tekrarlar canımı sıkıyor. (J)


-İnançlı mısın?

-Çok önceden öyleydim, birçok insan gibi. (J)

-Çoğu insan atlatamıyor.


-Tanrı’ya inanıyor musun?

-Laplace’nin (Laplays) dediği gibi “Böyle bir hipoteze ihtiyacım yok.”

Ama belki de vardır… (J)


-Tanrı her yerde, sadece göremiyoruz. (Dindar Kadın)

-Eğer benim de yapabildiğimin en iyisi bu olsaydı ben de saklanırdım. (Gözlüklü adam)


Birisi ona Yaratılış hakkında ne düşündüğünü sorar:


-Yaratılışın olduğunu düşünmüyorum. Çünkü o ilk nedeni düşüneceğiz. Bu sefer o ilk nedenin ilk nedenini… Bu da kısır döngüye sebep olur. (J)


-Bu soruya dinden başka cevap veren yok. İnançlı olursan cevabı bilirsin. (Dindar Kadın)


-Tarihte dini bir kişilik miydin?

…Evet… (J)

-Onu tanıyor muyuz?

-Tanıdığınızı zannediyorsunuz ama, çoğu hikâye ve efsane. (J)


Kızlardan biri tahminde bulunur: “MUSA”


-Musa, çok eski Suriye efsanelerinden biridir. Efsanelerin hemen hemen hepsinde suda yüzen bebek, yılana dönüşen asa, ikiye ayrılan deniz, tabletlere yazılı kanunlar falan var. (J)


İkinci Tahmin: “HAVARİLERDEN BİRİ”


-Onlar gerçekte havariler değillerdi. Öğretmenlik yapmadılar. (J)

*O havari sandıklarınız havari değil. Öyle bir şey yok. Öğretmenlik vs, hikâye.


-Gerçekler son derece basit. Fakat efsanevi perde o kadar kalın ki…100 Kelimelik Yeni Ahit geliyor, hazır mısınız?
*Birçok Yeni Ahit var insanların çıkardığı, diğerleri de olduğu gibi inanıyor. Şimdi ben size 100 kelimelik bir Yeni Ahit vereyim buna da inanın der gibi bir ironi… Hatta kadın bunu duyunca Yeni Ahit denmesinin küfür olduğunu ifade edip ayağa kalkıyor. Kendisine sen hangisine inanıyorsun dediklerinde bir isim söylüyor, o da en modern en yeni olanı…


Bu konuşmalardan sonra John toparlamak ister ve özet geçer, dolaylı yoldan anlatır.


-Buda’nın yanından dönerken Roma’ya sızıyor. Çünkü Buda’dan öğrendiklerini insanlara öğretmek istiyor. Gerisi içine bolca peri masalı karışmış bir şekilde tamamen tarih… (J)

*Burada dolaylı yoldan anlatıyor, direkt olarak “Ben İsa’yım demiyor” Çünkü filmin başında Doğu’ya doğru gittiğini, Buda ile tanışıp o ölünceye kadar onun yanında kaldığını söylemişti.


Dindar Kadın Mesih’i soruyor? (Yani şu an bahsettiğin Mesih değil mi?)


-Hindistan’da kaldığı sürede acı duymamayı ve ölmediği fark edilmeyecek derecede metabolizmayı yavaşlatmayı öğrenmişti.

Öldüğünü sandılar.

Arkadaşları mağaraya götürdüler.

Tekrar canlandı.

Arkadaşları o sırada etrafı kolaçan ederlerken canlandığını gördüler. Açıklamaya çalıştı ama çoktan büyülenmişlerdi… (J) (İNCİL, 174)


-“Yeniden Dirildim” ve Orta Avrupa’ya “Yükseldim” (J)

*Artık bu sözden sonra resmen ben İsa’yım diyor.


Kadın inanmak istemiyor. İçlerinden birisi bileklerini görmek istiyor.


-Yara izi kalmıyor. Ayrıca beni bağladılar. Ama çiviler ve kan daha iyi bir dini sanat oluşturuyor.

*Çarmıha gerilme, kan, çivi gibi birçok anlatı da gerçek değil.


Aralarında konuşmalar döner, tıpkı Musa’nın bir efsane olması gibi İsa figürünün de ta Herkül’e dayandığı, ilk Hristiyan liderlerin İbranice yazmaları atıp yerine pagan kaynaklardan alıntılarla doldurdukları konuşulur.


Dindar kadının duyguları bu konuşmalardan sonra inciniyor. Kendisine soruyorlar:


-İncil’deki her şeye inanıyor musun?

-Evet, diyor duraksayıp birçok yerinin değiştirildiğini biliyorum diyor.

Bunu da şöyle gerekçelendiriyor.

“Tanrı anlaşılır olması adına sözünü insan aracılığıyla konuştu.”

*Kadının sorulan soruya fevri bir şekilde evet demesinden sonra 1-2 saniye duraklaması bile içinde ufak da olsa bir sarsıntı olduğunu gösteriyor. Sonrasında, başkası söylemeden kendisinin bazı yerlerin değiştirildiğini söylemesi ve bu durumu tevil etmesi o inandığı şeyin aksine ihtimal verme korkusundan dolayı bir ört pas etme olarak karşımıza çıkıyor.


-Derler ki İsa kendi adına yapılanı görse ya ağlar ya güler…

-Ve eğer bir yaratıcı varsa, muhtemelen aynı şeyi yapar… (Başka biri)

*Çünkü insanlar Hz. İsa adına bir sürü şeyler uydurup o uydurdukları şeye inanmış ve inandırmışlardır. Yaratıcı adına yapılanlar ise somut bir şekilde bize kiliseyi veriyor. Kilisenin kendisini dini bir otorite olarak sunması ve her şeyi Tanrı adına yapması da bu bağlamdadır. Bize bu resmi en iyi çizen kişi Tolstoy’dur. (İçimizdeki Şeytan-Cehennemde Raks adlı hikâye)


Dini törenler, ayinler, dualar, kutsanmış şaraplar görüyor ve diyorum ki, “Ben bunu kastetmemiştim.” (J) (İNCİL, 166)
*İnsanların asılları bırakıp, sonradan ortaya çıkardıklarına sarılmaları ve bunları dinin bizzat kendisi olarak görmelerine gönderme var. Aşağıdaki diyalog da buna benzerdir:


-Eski ahit korku ve suçluluk satar. Yeni ahit, benden çok daha zeki şair ve filozoflar tarafından benim ağzımdan çıkmış gibi anlatılan tam bir ahlâk kanunnamesidir. Mesaj hiç anlaşılmadı… (J)


-Yahudilerin kralı olduğumu hiç iddia etmedim.

Ne su üzerinde yürüdüm ne de ölü dirilttim. İyilik haricinde “ilahi algılanası” bir şey demedim. (J)

Doğu’da öğrendiğim birkaç yöntemle insanları iyileştirdim. Hepsi bu.

*Çarmıha gerildiği sırada ona “Yahudilerin Kralıysan kendini kurtar” diye laf atıyorlardı. İsa’nın başı üzerinde “YAHUDİLERİN KRALI” yazıyordu. (İNCİL, 171)


-Tepedeki ilk vahiy?

-Tepede birkaç bir şey anlattım. “Sizce ben kimim” diyerek onlara seçim şansı verdim.

Şimdi de size veriyorum…


-O sen misin? Diye soruyor kadın.

-Hayır desem bile bundan emin olabilir misin? (J)


Herkes yıkılıyor… Psikolog bu anlattıklarına bir son vermesini istediği zaman bunun bir şaka olduğunu söylüyor. Dağılmaya başlıyorlar.


Çıkışta bir adam John’un yanına geliyor ve diyor ki:


-Rahatladım. O Çin kutusunun (matruşka) içinden kurtulduğumu hissediyorum. Bir boşluk hissediyorum. Hepimizin mutlu bir şekilde “Gerçek” dediği o boşlukta…

*Gerçekler biraz can yakar. Özellikle bizim gerçek diye sandıklarımızın karşısına başka bir “gerçek” çıktığı zaman gerilir ve bir çıkmaza hapsoluruz. Adam burada tekrardan “kendi gerçeği” ile baş başa kalmanın rahatlığını yaşıyor. Bunu son sahnelere doğru daha iyi anlıyoruz. Hatırlayacak olursak polis arabası yanından geçerken arabayı kenara çekip elindeki taşa bakıyordu. Başını kaldırıp bir “acaba?” ikileminde kalıyor. Ama az evvel yanından geldiği gerçeğe, kendi gerçekleri varken dönmeye cesaret edemiyor.


Film bir bakıma bize şunu gösteriyor: İnsanlar inandıkları şeye sıkı sıkıya bağlı olduklarında sorgulamaktan çekinirler. Sorgulamak, beraberinde sancıyı da getirir. Çünkü insanın gerçeğe ulaşması öyle kolay değildir. Dolayısıyla insanlar kendileri için kolay olanı, yani inandıkları şeylere sıkı sıkıya bağlı olmayı tercih ederler.


Sorgulama adına benzer bir durumu The Truman Show adlı filmde de görmek mümkün.

Jim Carrey, kendisine sunulan gerçekmiş gibi olan yapay dünyada bir şeylerin ters gittiğini anlar ve bu durumdan kurtulmak için çok uğraşır. En sonunda gerçek dünyaya açılan kapıya ulaşır.

Her şey, gerçeğe ulaşmak için sorgulayıp acı çekme cesaretini gösterebilmekte yatıyor.

Acı çekmeden, uğraşmadan, sorgulamadan elde ettiğimizi sandığımız her şey, bize altın tepside sunulan yapay bir gerçeklikten ibarettir.


Tutku, Dünyalı, Ben Hur, İda, Notre Dame’ın Kamburu, Killing Jesus (İsa’yı Öldürmek) adlı filmler, Hz. İsa – Kilise – Öğretiler – Dayatılan Düşünceler – İşkenceler gibi konuları işleyerek benzer konuları farklı perspektifle göstermeleri açısından önemli yapıtlardır, diyerek değerlendirmemize burada bir nokta koymuş olalım.


Mazharî

Yorumlar