BİR METOT ÖNERİSİ


Kitap: Bilginin İslamileştirilmesi
Yazar: İsmail Raci Faruki
Sayfa: 96
Yayın: Risale Yayınları

Yazar Hakkında Bilgi

Arap asıllı Müslüman ilim adamı. Filistin’de dünyaya gelmiştir. Akademik çevrelerde mukayeseli dinler tarihi uzmanı olarak tanınmıştır. Libya, Mısır, Pakistan, Arabistan gibi yerlerdeki enstitülerde çalışmalar yapmış, projeler sunmuştur. Düşünceleriyle ve ortaya attığı fikirleriyle geniş yankı uyandırmıştır. Atasoy Müftüoğlu’nun ifadesiyle o, entelektüel bir devrimcidir. 27 Mayıs 1986 yılında Amerika’da bir sahur vakti eşiyle birlikte bıçaklanıp şehit edilmiştir.

Kitap Özeti

Genel bir çerçeve çizebilmek için kitaba yukarıdan baktığımızda Faruki’nin dört kategoriden oluşan çalışmasını görmekteyiz. Bunlar sırasıyla SORUN-GÖREV-USUL-ÇALIŞMA PLÂNI’dır.
Bunları tek tek ele alacağız.

1-SORUN

-Siyasi Yönden-

Sömürgeci güçler, ümmeti bölmeyi ve her birini diğerine düşman etmeyi başarmışlardır.
Bununla birlikte, her devlet kendi içinde de bölünmüştür. İki devletin birleşerek daha büyük ve daha güçlü yapıya kavuşmalarına imkân tanınmamıştır. İslam âleminde, sömürgeci yönetim ülkedeki siyasi kurumların hepsini tahrip etmiştir.

-Ekonomik Yönden-

Eşya ve hizmet üretimleri, ihtiyaçların çok altındadır. İhtiyaçlar ise sömürgeci güçlerden ithal edilerek karşılanmaktadır. Ana gıda maddeleri, giyecek, enerji ve inşaat malzemesinde bile kendi kendine yetebilen bir İslam ülkesi yoktur.

-Dini/Kültürel Yönden-

Gerileme, bâtıl inançların artmasına ve Müslümanların mutluluğu kör inanışlarda aramasına neden olmuştur. Eğitimde batılı yönetimlerin benimsenmesinden sonra da toplumda İslami kültürden habersiz, diplomalı nesiller oluşmaya başlamıştır. Bu nesillerin cehaleti, ulemaya karşı olan kuşkularıyla da birleşince, bunlara muhalif olanlar arasındaki uçurum da iyice açılmıştır. Batı da haliyle ilk grubu desteklemiştir.

Hal böyle olunca da İslami olan her şey hücuma uğramıştır. Amaç, Müslümanın güvenini kırmak, İslami kişiliğini yok etmek ve direniş için elindeki manevi gücü alarak daha fazla köle haline getirmek olmuştur. Özellikle kitle iletişim araçlarıyla pompalanan batı kültürü iyiden iyiye tesir etmiş, Müslümanlar da Batılılaştığı oranda berbatlaşmıştır. Ümmetin bu durumda oluşunun sebebi hiç şüphesiz eğitim sistemidir. İslami eğitim sistemi yerine Batı eğitim sistemi hâkimdir. Yaklaşık iki asırlık batılı eğitime rağmen Müslümanların ortaya bir şey koyamamaları “görüşsüzlüğün” bir sonucudur.

Şu anda İslam âleminde öğretilen konular ve yöntemler batıda uygulananların bir kopyasıdır. Fakat batıdakini işler hale getiren temel düşünce burada yoktur. Batı, kendi geleneğini ısrarla ve bağlılıkla işlerken, bizim okullarımızda temel görüşümüz bu denli ısrarlı ve sıkı sıkıya bağlı bir şekilde anlatılmamıştır. Hatta bu, hiçbir İslam ülkesinde öğrencilerin zorunlu dersleri arasına girmemiştir.

2-GÖREV

Eğitim sorunu çözülmeden düzelmenin olması olanaksızdır. En başta İslami eğitim sistemi ile batılı okul sistemi birleştirilerek mevcut ikiliğe son verilmelidir. Böylece batılı sisteme İslami bilgi, İslami bilgiye de modern bilgi girecektir.

Eğitim sistemi öğrencilerin yalnızca pragmatik ve ekonomik ihtiyaçlarını karşılamaktan ibaret olmamalı, bu sistemin ayrıca İslami temel görüşü yerleştirmek gibi bir görevi de olmalıdır.
Bunu gerçekleştirmek pahalıya mâl olabilir. Fakat zengin olan İslam ülkelerinden bunun için bir bütçe ayrılmalıdır.

İslami görüşler objektiflik ve bilimsellik gücüyle çağdaş bir şekilde sunulamayınca Müslüman üniversite öğrencisinin Avrupai fikirlere meyletmesi söz konusu olmaktadır. İslam’dan uzaklaştırma faaliyetlerinin tek panzehri dört yıllık zorunlu İslam medeniyeti dersidir. Üniversiteye devam eden her öğrenci hangi dalda okursa okusun bu dersi almalıdır. Öğrencinin gayrimüslim oluşu bile bu temel zorunluluğu yerine getirmesine engel değildir. İslam kültürünü almayan, toplumu ile bütünleşmeyen tek bir kişi bile kalmamalıdır.

Medeniyet, bir kişinin kişiliğinin gelişmesi açısından önemlidir. Zira bir kişi kendi atalarını, onları harekete geçiren ruhu, kendi sanat anlayışını, zaferlerini, sevinçlerini ve umutlarını paylaşmazsa kendini bilmesi mümkün değildir. İslam medeniyeti sadece ilahiyat fakültelerinde okutuldukça, bu medeniyetin ayakta kalacağını söylemek doğru olmaz. Müslümanların İlahiyat veya İslami Bilgiler fakülteleri kurmaları çöküşlerinin işaretidir. Müslümanlar arasındaki çekişmeleri halletmek üzere din âlimleri yetiştirilmesi ancak ilahiyat fakültelerinin sağlayabileceği üst düzeyde bir eğitimi gerektirecektir. İhtiyacımız olan şey, her öğrencinin -bölümü ne olursa olsun- İslam medeniyeti dersi almasıdır.

Müfredat şöyledir:

İlk Yıl – İslam Medeniyetinin Özünü Teşkil Eden Temel İlkeler
İkinci Yıl – İslam Medeniyetinin Tarihi Başarıları
Üçüncü Yıl – İslam Medeniyetinin Öteki Medeniyetlerden Farklılıkları
Dördüncü Yıl – İslam Medeniyetinin Çözüm Üreten Tek Sistem Oluşu

Bugün her disiplinin öncüleri gayrimüslimlerdir. Bugün kendi üniversitelerimizde onların kitaplarını okuyor, başarılarını dinliyor ve fikirlerini gençlerimize öğretiyoruz.  İslam dünyasında üst düzeyde düşünceler üreten bir merkezin hâlâ bulunmayışı acınacak bir durumdur.

Bilgiyi İslamileştirmek, onu yeniden tanımlamaktır. Verilerini yeniden düzenlemek, sonuçlarını yeniden değerlendirmek ve hedeflerini yeniden ayarlamaktır.

3-USÛL

Müslüman liderler kendilerine olan güveni kaybettiler. Dünyalarının batmaya yüz tuttuğunu düşünerek aşırı tutuculuğa saplandılar ve kişilikleriyle en değerli mülkleri olan İslam’ı, her yeniliğe karşı çıkarak korumaya çalıştılar.

Örneğin içtihat meselesinde Muhammed Abduh ve Afgani gibi isimler çağrı yaptı. Bazı Müslümanlar içtihat kapısının yeniden açılması çağrısına cevap verdiler fakat bu girişim başarısız oldu. Zira içtihat yapacak kimseler geleneksel medrese mezunlarından olmalıydılar. Fakat bu mezunlar, var olan eğitimin yeterli olduğuna inanmaktaydılar. İslami bilgi kaynakları ile ilgili anlayışımızın yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.

4-ÇALIŞMA PLÂNI

Bilginin İslamileştirilmesi için zorunlu olarak izlenmesi gereken adımlar:

-Modern disiplinleri iyice öğrenmek.
-İslami birikimi iyice öğrenmek.
*Ecdadın mirası bizim başlangıç noktamızdır.
Eğer mirası dikkate almazsak çabamız zayıf kalacaktır.

-Modern bilgi ile İslami bilgi arasında irtibatı sağlamak.
-Modern disiplin ile İslami birikimin eleştirip değerlendirmek.
*Kur’an ve sünnet eleştiri veya değerlendirme konusu değildir. Sadece bu iki kaynağın Müslümanlar tarafından nasıl anlaşıldığı tartışmaya açıktır.

Kısacası, modern bilgi ile İslami bilgi arasında irtibatı sağlayan eserler bol bol yazılıp dağıtılmalıdır. Bunları ele geçiren akademisyenler de bu akıma katılmalı ve bunlar üniversitelerin ilgili derslerinde zorunlu olarak okutulmalıdır.

Genel Değerlendirme

İsmail Raci Faruki, her şeyden önce İslam dünyasının mevcut sorunlarını çok iyi bir şekilde okuyabilmiş bir düşünürdür. O, mevcut sorunların giderilmesi bakımından dikkate değer birtakım öneriler ileri sürmüştür. Dikkate değer diyorum çünkü, bazı aydınlar(!) gibi sadece karanlığa küfretmemiş, bir mum yakıp etrafı aydınlatma telaşı içerisine girmiştir.

Önerdiği şeyleri ifade ediş tarzı bağlamında ele alacak olursak, öne sürdüklerinin bir öneriden ziyade zorunlu ilkeler olduğunu görmekteyiz.  Örneğin, “İslam’dan uzaklaştırma faaliyetlerinin tek panzehri dört yıllık zorunlu İslam medeniyeti dersidir.”

Gerekçeleriyle birlikte değerlendirildiğinde bu düşünce, kısmen de olsa makul görülebilir. Fakat mevcut düşünsel zemin ele alındığında bu dersin oluşu şöyle dursun, “zorunluluk” ilkesi kapsamında “dayatılması” da ayrı problemlere yol açacaktır diye düşünüyorum. Faruki’nin üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen, henüz bugün bile “zorunluluk” ilkesine dayanarak ders koyamıyoruz. Cuma hutbelerinden sonra imamların cemaatten, çocuklarının “seçmeli” olan Siyer ve Kur’an derslerini seçmeleri “rica” ediliyor. Gerisini siz düşünün…

Bir de bu düşünceyi üniversitelerde uygulamak… Üstelik toplumda azınlık da olsa var olan gayrimüslimlerin düşüncelerini önemsemeyip “dayatma” mantığıyla hareket etmek…
Bunun uzun vadede bizi çok da sağlıklı neticelere ulaştırmayacağını düşünüyorum.

“Bilgiyi İslamileştirmek, onu yeniden tanımlamaktır. Verilerini yeniden düzenlemek, sonuçlarını yeniden değerlendirmek ve hedeflerini yeniden ayarlamaktır.”

İbrahim Erol Kozak[1] Bilginin İslamileştirilmesi hakkındaki görüşlerini genel olarak şöyle dile getirir:

“İslam dünyası, Batı karşısında geri kalmıştır. Aydınlar da rasyonel çözümler üretmek yerine, başlarına “İslam” veya “âdil” gibi cazip kelimeler yerleştirdikleri bazı sloganlar üreterek meselelere çözüm bulduklarını sanmaktadırlar. Oysaki İslam dünyasının meseleleri üç-beş parlak sloganla çözülecek değildir.”

Kozak, bilginin İslamileştirilmesinden yana değildir. Onun asıl savunduğu şey, Mehmet Âkif’in “Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı” yaklaşımı içinde İslam’ın asrın idrakine uyacak şekilde bilgileştirilmesidir. O, donuk bir din anlayışına aktüel bilgileri ekleyerek, dini katılıktan kurtarmak ve o çağın idrak seviyesine uygun bir dini kavrayış oluşturmak için aydınlara misyon yükler. İslam’ın bilgileştirilmesi derken bunu kastettiğini dile getirir.

Değerlendirmeyi Atasoy Müftüoğlu’nun konuşmasından yaptığımız alıntıyla sonlandırmış olalım.

“Çok derin problemlerimiz var. Fakat biz, bu derin problemlerimizi konuşmuyoruz. Çünkü neyi konuşacağımıza ve ne kadar konuşacağımıza biz karar vermiyoruz. Seküler dünyanın gündemini ithal ediyoruz. Bilim, sanat, siyaset ve din konularında ithal edilmiş bir gündemin sınırları içinde kalarak konuşuyoruz. Bugün Müslümanlar olarak modern, seküler, liberal ve kapitalist dünya görüşünün sınırları içine hapsedildik. Bu sınırlar içerisinde İslam ne kadar tanımlanabilirse ancak o kadarını tanımlayabilmekteyiz…”
                                                                                                                                  
Mazharî


[1] Sakarya Üniversitesi İ.İ.B.F. Kamu Yönetimi Bölümünde öğretim üyesi.

Yorumlar